Etiket arşivi: rock

İzleten Nağmeler

Aşağıdaki yazı ‘Gökçe Takvimi’ne göre yaklaşık iki yüzyıl önce yazılmıştır.

Bu blog, Tuğçe’nin son zamanlarda güncel meselelere parmak basmasına rağmen hala bir film-müzik-kitap blogudur. Hani kaçanları tekrar geri göndürmek için diyorum. Gerçi aldığımız hite bakarak kimse kaçmamış, aksine koşarak gelmişler. Ama olsun, “kemikleşmiş okuyucu kitlemize” bir listeyle naber kankalar diyorum.

Bu listeyi uzun zamandır düşünüyorduk, bayağı da isim çıkardık, en sevdiklerimize ve belli bir türe göre 10 taneyi aralarından sıyırdık. Aslında ben sıyırdım, sadece listenin tamamını beraber yaptık. Hayır yani, iş yapmıyorsun demeyin. Neyse, müzik temalı filmleri pek severiz. Burda da pek bahsetmişimdir; Scott olsun, High Fideliy olsun, All Tomorrow’s Parties olsun tekrar tekrar dönüp bakarız. İşte onları liste yaptık, önemli bunlar dedik, unutmadık, unutturmayacağız dedik ve size sunduk. Gerçi alta yazdıklarımın bazıları esas maddeden daha iyi ve önemli olabilir ama bana göre hepsi bir. İnsan evladını ayırt edemiyor işte (nerden benim oluyorsa)…

Here we go:

1.     High Fidelity

Müzik temalı film=High Fidelity. Ötesi yok. Nick Hornby’nin mükemmel kitabından uyarlandı, izleyen her bir insan evladının kafasında unutulmaz sahneleriyle yer etti: Rob’un dükkanı Vinyl Championship, 5 eski kız arkadaş, kronolojik album sıralaması… John Cusack rocks!!

Bunu izleyen bunları da sevdi: aşağıdakiler ve daha nicesi

2.     Control

Control aka Joy Division kimdir, Ian Curtis nasıl kült oldu alt başlıklı bu siyah beyaz filmi zamanında Gölcükte staj yaparken izlemiştim oda arkadaşlarımla. Filmin bana gore en epik sahnesi, başlarda Ian’ın yatağa uzanıp bir yandan David Bowie dinleyip diğer yandan sigara içişiydi ki, o içerken “vayy anasını, hakkını veriyor sigaranın veled” dediğimizi hatırlıyorum.

Joy Division, İngiliz post-punk müzik sahnesinin en önemli gruplarından biri olmakla beraber solisti Ian Curtis’in intiharıyla underground dünyada yüce konumuna erişti. Anton Corbjin’in –ki kendisi Depeche Mode kliplerinin yönetmeni ve mükemmel bir fotoğrafçı- yönettiği Control, Curtis’in hikayesini baştan sona anlatan (23 yaşında ölen bi adamın çok uzun filmi çıkmıyor takdir edersiniz ki) bir başyapıt. Yine de mutluysan ve seviyorsan, izleme. Depresyon, depresyon…

Bunu izleyen bunları da sevdi: La Mome, Sid & Nancy

3.     Interstella 5555

Bi ara Daft Punk’ın klipleri hep animasyondu, hatırlar msıınız? Şirinler tipli mavi 5 eleman, kaçırılıyor, renkleri değiştiriliyor, başka bir gezegende şarkı söylemeye zorlanıyor vs. İşte o bir film dostlar, o bu film. Baştan sona hikayeyi anlatan 1 saatlik animasyon şaheserini original soundtrackiyle dinlemek büyük zevk.

4.     Farinelli

Opera ne kadar seversiniz bilmem ama bu filmi izlediğimde hiç opera izlememiştim ve aklımda büyük bir şaşaayla kalmıştı. Zannedersem ortaokul yıllarıydı hatta. Daha sonra tekrar izlediğimde tüm konsepti çakmıştım.

Farinelli 18. yyda çok büyük bir kastrato (bkz. Vikipedi), abisi de daha vasat bir müzisyen. Handel’in önce yanına kabul etmek istemediği, fakat daha sonraları sahnede dinlerken kalbinin sıkıştığı yüksek profilli, bi de yakışıklı bir arkadaş. Fakat dram da burada başlıyor zaten, eleman yakışıklı, aşık neyin de oluyor ama işte… baktın kastratoya di mi, zaten yasaklanabiliriz, daha da açmayayım konuyu, anladın sen.

Daha çok abi-kardeş arasında isyanlar, sonuç alınamayan zevkler, milleti eğlendirme uğruna kendisinin eğlenememesi falan… Güzel filmdi, bu da bir kültür, bilmek lazım, öğrenmek lazım.

Bunu izleyen bunları da sevdi: Copying Beethoven, Shine

5.     The Boat That Rocked

Yazmayacağım bir daha; seviyorum, hep seveceğim.

Bunu izleyen bunları da sevdi: James Dean ve Rebel without a Cause

6.     School of Rock

Jack Black rocks, too!! Aslında Jack Black için buraya Tenacious D yazmak lazımdı ama izlemedik, bir de müziklerini sevmemiştim. Fakat bu, inanılmaz komik ve “keşke benim de böyle bir okulum olaydı, çatlak dediğim ortaokul hocam kafama tebeşir fırlatacağına pena ataydı” diyeceğiniz türde bir efsane.

Bunu izleyen bunları da sevdi: Tenacious D Pick of Destiny

7. Music and Lyrics

Hollywood romantizmini işin içine katmadan olmazdı. Hugh Grant’in 80lerde efemine pop şarkıcısını oynadığı (yine bir depeche mode ithafı veriyorum ne yazık ki), filmin içerisinde süper pop şarkılarının yer aldığı çıtır çerez film. Hani izlemeseniz bir şeyi kaybetmezsiniz ama baya gülüp eğlenirsiniz. Hadi gülüp eğlenin.

Bunu izleyen bunları da sevdi: August Rush

8.     Nick & Norah’s Infinite Playlist

Michael cera için değil de Kat Dennings isimli güzel insan için izledim bu filmi. Embesil indie elemanı Nick, kendisi gibi embesil kız arkadaşının peşinden koştururken cool ötesi Norah ona yardım ediyor. Norah’nın babası da plak şirketi sahibi. Sonra işte aşık oluyorlar. Ben de aşık olmuştum kıza. Zaten olunmayacak gibi  değil, gözüne sokuyor… Neyse konuyu  sığlaştırmayayım. Güzel bir koşturma ve tek gecelik hikayeydi.

Bunu izleyen bunları da sevdi: Scott Pilgrim, Across the Universe

9.     Queen of Damned

Off ne filmdi yarabbiiii!! Twilight coşmadan önce bu vardı, rahmetli Aaliyah vampirellayı oynuyordu, Stuart Townsend de emperyal vampirleri içeriden çökerten rockçı vampiri oynuyordu. Yani şimdi izleseniz hala oynuyorlar:) Bunun en güzel yanı müzikleridir, hani vampir temalı müzik için Eclipse değil de bunun OSTuna bakın. Başarılı. Ama film için aynı şeyi diyemem.

Bunu izleyen bunları da sevdi: Underworld, Interview with Vampire

10. 24 Hour Party People

Tony Wilson yani meşhur Factory Records’un kurucusu hakkında yine Manchester filmi. Factory’nin elinden geçenler arasında Joy Division, New Order, Happy Mondays ve daha niceleri var ama daha çok bu üçü üzerinde durulmuş. Brit underground müzik dünyasına özlü bir bakış.

Bunu izleyen bunları da sevdi: Human Traffic, All Tomorrow’s Parties, Trainspotting

Reklamlar

NME Awards. Fail.

New Musical Express, aka NME’nin ödüllerine şimdi baktım ve resmen isyan ettim. Gayet faydalı bir kaynak NME, müzik haberleri olsun, konserler olsun, yeni gruplar olsun, takip etmekten zevk alırım. Arada da anketler yapılır, oy vermesi de ayrı zevklidir. Saatlerce hangi müzisyenin daha seksi olduğuna dair yüzlerce kişilik anketlere oy verdiğimi bilirim (Favorilerim kadınlarda daima Alison Mosshart,  erkeklerde genelde Noel Gallagher). Ancak henüz bir kaç gün önce dağıtılan ödüllerin sonuçları pek hoşuma gitmedi açıkçası. Bu ne biçim ödüllendirme!? Hemen inceliyoruz:

Best British Band (supported by Shockwaves)
Winner:
Muse
Runners Up:
Arctic Monkeys
Biffy Clyro
Foals
Kasabian

Açıkçası şu listeye bakan herkes Muse’un kazanacağını bilir. Adamlar neredeyse her sene, her yerde yılın grubu ödülünü almaktan sıkılmamış olabilirler, ama ben çok sıkıldım. Hoş, başka verecek grup da yok. Adayları belirlemede bir sorun var bence.

Best International Band (supported by T4)
My Chemical Romance
Runners Up:
Arcade Fire
Kings Of Leon
The Drums
Vampire Weekend

My Chemical Romance!? Cidden mi? Arcade Fire bir kaç senedir en göze batan, herkesin diline doladığı bir grup, yeni de albüm çıkarmışlar, sen git en alakasız, en gaydırigubbak gruplardan birine ödül ver. MCR gitsin, bitsin, temsil ettiği değerler ölsün derken ödül almalarını çok sağlıksız buldum.

Best Solo Artist
Laura Marling
Runners Up:
Florence And The Machine
Frank Turner
Kanye West
Paul Weller

Listede 3 kişiyi tanıyorum: Laura Marling, Florence ve Kanye West. Laura iyi kızdır, ödül çok abuk durmamış.

Best New Band (supported by Boxfresh)
Hurts
Runners Up:
Beady Eye
Everything Everything
The Drums
Two Door Cinema Club

Bu ödülü beğendim, zira Hurts’ü destekliyoruz. Ancak, yine adaylar konusunda sıkıntım var. Noel’i çileden çıkararak dağılan Oasis’in asıl faili Liam Gallagher’ın yeni grubu (saha doğrusu Oasis-Noel Gallagher da denebilir) Beady Eye biraz fazla erken sahalara çıktı. Onay vermiyorum ulan!

Best Live Band
Biffy Clyro
Runners Up:
Arcade Fire
Foals
Kasabian
Muse

Gerçeği söyleyeyim, fikrim yok. Burda Muse kazansaydı gıkım çıkmazdı, ama diğerlerini dinlemediğim için haksızlık  olur.

Best Album
Arcade Fire – ‘The Suburbs’
Runners Up:
Crystal Castles ? ‘Crystal Castles II’
Foals ? ‘Total Life Forever’
My Chemical Romance ? ‘Danger Days: The True Lives Of The Fabulous Killjoys’
Two Door Cinema Club ? ‘Tourist History’

İşte bundan bahsediyorum. Bence burada bir çelişki var. Hatta az sonra biraz daha aşağıda daha da büyük bir çelişki göreceksiniz.  En iyi grubu en iyi yapan albümü, şarkıları değil midir? O zaman bu ödülün sahibi de MCR olabilirmiş. Ya da en iyi uluslararası grup ödülünü Arcade Fire alabilirmiş.

Best Film
Inception
Runners Up:
Get Him To The Greek
Kick-Ass
Scott Pilgrim Vs The World
The Social Network

Burdaki en iyi film açık arayla Kick-Ass. Kalıbımı basarım. Çok uzun zamandır bu kadar zevkli bir karakter izlememiştim. Hit Girl rulz.

Hero Of The Year
Lady Gaga
Runners Up:
Gerard Way
Julian Assange
Matt Bellamy
Kanye West

Bakın şimdi. Saçmalık cidden. Hadi Julian Assange’a ödül ver(e)miyorsunuz da, Matt Bellamy’nin, Kanye West’in ne kahramanlığını gördük? Manyak mısınız? Ben bu sene Matt hakkında bir tek “aa Kate Hudson’la berabermiş, çocuğu olacakmış, hııı…” cümlesini kurdum. Yok başka bir olayı. Kanye de ne yaptı afedersiniz? Adaylarda sorun var yine, ama kazananla ilgili fazla bir sorunum yok. Bence her türlü Julian abimiz yıla damgasını vurdu, ama resmi kaynaklar yiğidi öldürmeye çalıştıkları halde hakkını teslim etmemekte direniyor.

Villain Of The Year
David Cameron
Runners Up:
Axl Rose
Justin Bieber
Nick Clegg
Simon Cowell

Burası ilginç. Az önce Julian Assange’a hakkını diplomatik sebeplerden vermeyen NME,  başbakanını yılın kötüsü seçmekte bir abeslik görmüyor. Listede bir bakan ve Pop Idol vs yarışmaların Armağan Çağlayan’ı var. Bu başlığa ciddi ciddi politika bulaşmış. Bana garip ve çelişkili geldi. Bilemiyorum. David Cameron da fena değil gibi gelmişti bana halbuki ama neyse..

Most Stylish
Brandon Flowers
Runners Up:
Hayley Williams
Lady Gaga
Liam Gallagher
Noel Fielding

Hayley Williams sokaktan geçen üstüne başına biraz özen gösteren herhangi bir kız gibi giyiniyor, stylish sayılmaz. Lady Gaga’nın stili bu tip ödüllerin üstünde, onu da saymamak lazım. Liam Gallagher her daim ezik bir insan, sevemedim gitti. Brandon Flowers? Olabilir. Yine adaylarda sorun var.

Least Stylish
Justin Bieber
Runners Up:
Cheryl Cole
Ke$ha
Lady Gaga
Liam Gallagher

Geldik JB konusuna. Bence yılın villainı JB’dir, herkesin sinirini bozdu, kustuk kendisinden. NME sanki underage olduğu için bu hafif ödülü kendisine vermiş, diğer cadaloz bağyanlar üstlerine saldırmasın diye olabilir. Benim ödülüm Kesha’ya ama, orası ayrı.

Worst Album
Justin Bieber ? ‘My World’
Runners Up:
Cheryl Cole ? ‘Messy Little Raindrops’
Katy Perry ? ‘Teenage Dream’
Kings Of Leon ? ‘Come Around Sundown’
My Chemical Romance ? ‘Danger Days: The True Lives Of The Fabulous Killjoys’

Az önce yukarda bahsettiğim saçmalık işte burda! Sen git adamları yılın en iyi uluslararası grubu yap, albümü en iyi albümleri için aday yap, aynısını en kötüler için de yap. Adaylar nasıl belirleniyor anlamadım gitti. Bu ödülün sahibi cuk oturmuş, JB çok daha kötülerini hak ediyor. Benim aklımın almadığı konu MCR.

Worst Band
Jonas Brothers
Runners Up:
Tokio Hotel
30 Seconds To Mars
JLS
Kings Of Leon

Tokia Hotel’le aralarındaki çekişmeli yarıştan sıyrılan Jonas Brothers’ı can-ı gönülden tebrik ediyoruz.

Hottest Woman
Alison Mosshart
Runners Up:
Hayley Williams
Lady Gaga
Shakira
Emily Haines

Yine, yeniden, daima Alison.

Hottest Man
Matt Bellamy
Runner Up:
Alex Turner
Billie Joe Armstrong
Dominic Howard
Jared Leto

NME’nin başta bahsettiğim bu daldaki anketlerinde genelde Dominic Howard çıkıyor (bilmeyenlere: Dom, Muse’un bateristi). Burda biraz da Matt baba olacak diye piyasa değeri artmış olabilir diye düşünüyorum.

Diğer ödüller için http://tinyurl.com/6444rh6 ziyaret edebilir, kendi adaylarınızın neden dahil olmadığını/kazanamadığını sorgulayabilir, adını duymadığınız müzisyenleri merak edip dinleyebilirsiniz.

Yılın Hedehödösü#3:Müzikler

Aslında bu yazı dizisini yayınlamak için diğer listeleri yaptım. Hahaha çok çakalım, kendimi iş yapmaya motive etmek için kandırma ve hileyle önce diğerlerini yaptırıyorum. Peki, niye bu listeyi yapmak istedim? Önce buna açıklık getirmek istiyorum.

Fark ettiyseniz bu bloga en çok müzikler hakkında yazı yazıyorum. Bu Tuğçe müzik dinlemediğinden değil, dinlediklerim hakkında eleştiri okumaktan ve bilgi toplamaktan hoşlandığım için. Belki başkaları da benim gibiyse, birilerinin sebebi olurum diye. Velhasıl, bu senenin albümleri, şarkıları, şarkıcıları listeleri piyasaya düşer iken fark ettim ki, bu ilk 30-50 listelerinde dinlemediğim grup çok, ama daha da garibi dinlediklerimi de beğenmemişim.

NME ve Q dergileri müzik piyasasının ilahları ve yönlendirici öğeleri olduğundan bunların listelerini baz alarak konuşuyorum. Pitchfork’un listeleri ise aşırı özgün olduğundan kendilerini ucundan bile yakalayamıyorum, o site lig dışı. Ama sevgili müzik severler, verdiğim linklerden de görebildiğiniz gibi en iyi listelerinin üst sıralarını işgal eden These New Puritans, LCD Soundsystem, Yeasayer, Arcade Fire gibi grupları dinledim ve takdir etmedim. Evet evet, NME ve Q sana söylüyorum: BEĞENMEDİM! (aslında bunu yazmak içindi bütün çabam). TNP, savaş marşı gibi bir albüm, üstüne anlamsız sözlerle bezeli bir sürü şarkı. Bear McCreary onlardan daha iyi marş yapıyor, o kadar diyeyim. Nedir bu yalakalık arkadaşım?  LCDSS, kesinlikle çekiciliği olmayan bir dans albümü. Ve hayır, bana göre değil bu yorum, çünkü dans albümü dinleyebilen, dinlerken de dans edebilen bi insan evladıyım (çok saçma bi özgüven içerisindeyim, kabul). Yeasayer, allahım gitmiyor şarkılar. 1 dkyı aşabilsem sanki bir şey olabilir ama önümde kocaman duvarlar, ilerlemiyor. Yazıklar olsun. Intro yapamayan bünye yazıklar olsun. Arcade Fire ise, fena değil ama en iyilerden? O halde bu yıl pek iyi geçmemiş albüm piyasası açısından.

Ukelalığımın son noktasında bu yıl dinlediğim BENİM için ilk 5 yeni grubu/insanı sizinle paylaşıyorum gençler, hazır olun:

1. Pulp: önceden de bahsettim, şimdi yine söz etmeye gerek yok. Ama varlığı yeter bana, küçük sapıklıkları ve baştan çıkarıcılıkları kendilerini 1 numarada saymama sebep oluyor.

2. God is an Astranout: Post-rock tanımlaması bana garip gelse de (rocktan sonrası mı var?) dinlerken ara ara çocukluğuma dönüyorum, astronot olma hayallerimi sorguluyorum. Şaka değil, adlarına uygun bir müzik yapıyorlar, uzaya gönderilmiş rock ezgilerini bizimle de paylaşıyorlar. Ben sevdim, çok iyi çocuklar.

3. Hurts: Bunları da yazdım. İlk albüm için iyiler, 2 için de erken zati. Göriciiz.

4. The National: Daha yeni dinliyorum aslında. Amerikan indie pek yorumlamadım huzurlarınızda ama Interpol gibi bir örnek varken takdir edilesi bir yoldan gittiklerini söyleyebilirim. Dinlemesi rahat, yağmurlu günlere zevk veren bir grup. Solistin sesi özellikle şarkılara bi tarçınlı elmalı kurabiye tadı veriyor, benim çok hoşuma gidiyor. Dinleyin The National’ı, yapın bunu.

5.  Editors: Yeni keşfetmedim tabii ki, yeni de dinlemiyorum. Ama son zamanlarda zevk veriyor, o sebeple listeye almakta sakınca görmüyorum.

Şimdi ise sırada yılın parçaları listesi (anlamsız bir sırada):

1. Bittersweet-Sophie Ellis Bextor: Söylemesi de dans etmesi de çok zevkli. Sophie’ciğimi de severim zati, ne güzel pop yapmış, canım.

2. Sunny Afternoon -The Kinks: The Boat that Rocked sayesinde dinledim bu şarkıyı. Bıkkın, sıkkın, sıcaktan elini kaldıramayan tembel insan için yazılmış gibi, “elimde soğuk biram, güneşli akşamüstünde pinekliyorum”. Bu yıl dinlediğim en iyi şarkılardan. Ömür boyu gider yani.

3. Safe From Harm-Massive Attack: Bu da yeni değil ama ben yeni dinledim. Hatta geç dinlediğim için kendimden nefret ettim. Yerlere eğilerek özür diyor, bunca geçen zamanı telafi etmek için tekrar tekrar dinliyorum.

4.  Seconds-Pulp: Acaba f.e.e.l.i.n.g.c.a.l.l.e.d.l.o.v.e.’ı mı saysam diye düşündüm ama yok, Seconds eline verir. Kelime oyunlarıyla, kaçışlarıyla, boyun eğişiyle aslında bu listedeki en iyi şarkı.

5. Quantum Theory-Jarvis Cocker: Pulp’ın ardından Jarvis’i koymak mantıklı ve tarafsız bir listecilik anlayışı mı bilemeyeceğim ama benim listem, yaptım oldu. “Somewhere everyone is happy/Somewhere fish do not have bones/Somewhere gravity cannot reach us any more/Somewhere you are not alone”. Daha da bir şey demiyorum.

6. Yalnız Şarkı-Mor ve Ötesi: yılın başlarında sevdiğim bir dostumun önerisiyle dinlediğim bu şarkı, muhtemelen sıkıntılı ve huzursuz günlerimde bahsi geçen dostumun desteğini hep hissetmeme sebep oldu, o yüzden almamak olmaz.

7. Unbreak My Heart-Weezer: Klasik bir Toni Braxton şarkısı olsa da, yıllar sonra onu rock parçası haline getirenin Weezer için belli ki bir potansiyel taşıyormuş ki alıp yapmışlar. Çok da güzel olmuş.

8. Kingdom of Rust – Doves: Anlatmaya lüzum olmayan bir şarkı bu. Last fm etiketi “good stuff”. Mükemmel bir yol parçası, dinlemeden geçen varsa geçmesin.

9. Atlas Air – Massive Attack: Heligoland’in en güzel şarkısı bence. Sözleri her ne kadar müziğin oryantalist havasını yansıtmasa da, hem konserde canlı dinlemesi, hem de evde dinlemesi zevkli.

10. Should I Stay – Gabriel: Ne gabriel dinlemişliğim vardır ne de ilgilendiğim. Ama birbirine tamamen uyumsuz insanların anlamsız beraberlik isteğini neden sürdürdüğünü soran şarkı, isimden ve yerden bağımsız bir örnek veriyor. Gerçi bunun Türk pop müziğindeki yeri “sevgi anlaşmak değildir” şarkısı ama onu kötü anılarım sebebiyle anmak istemiyorum.

Peki, yılın hayal kırıklığı nedir? Benim için Interpol. İnanılmaz büyük ümitlerle beklediğim albüm fos çıktı. Nerde o kadife sesli Paul Banks? Nerde o sözleri fantastik bir gerçeklikten gelen şarkılar? Deneysel olmayan ama farklıyım ben diye bağıran, bağırırken de gözüne gözüne sokmayan Interpol’üm nerde, ha?!  Sözler desen elinde tutabileceğin bir şey yok,  ses desen ergenler gibi cart çıkıyor Paul Banks’in sesi, şarkıların bütünü ise gitmiyor, kulağımı tırmalıyor. Bir tek Barricade var elimde, onu dinliyorum bir şevkle, sanki bütün albüm ondan oluşuyor gibi. Ama o bile bir Take You on a Cruise veya Pace is the Trick gibi değil. İçim kan ağlayarak bunları yazıyorum. Çok üzgünüm.

Yılın listelerde görmediğim için ŞOK olduğum albümü ne? Groove Armada – Black Light. Çüş yani. LCDSS, bu mükemmel elektronik-dans albümünün yanında halt etmiştir. Neredeyse her bir şarkısı ayrı güzel çünkü her biri ayrı hikaye. Ucuz değil, komik değil, boş değil, anlamsız değil. Aksine “my golden heart beats for two/my golden heart beats for you” gibi lirikler belki de saf bir kalbin en hoş sözleri. Bunu atlayan müzik listelerinin geçerliliği zaten düşündürücü.

Yılın konseri? Sadece Massive Attack’a gittim, benim için odur arkadaş. Çok da güzeldi. Oh mis.

Yılın bonus tracki? Archive-Fuck You. Sevmediğiniz insanlara, şarkılara, yıllara gelsin.

Hatırlamadığım güzellerden özür diler, çirkinlere de kendileri hakkında konuşmadığım için hallerine dua etmelerini öğütlerim.

Yılın Hedehödösü #1:Kitaplar

Şimdi sağda solda bu yılın en iyi grubu, filmi, zımbırtısı, oyuncağı, kıyafeti, zamazingosu gibi zilyon tane liste yayınlanmaya başladı. Zilyonbir adet olmasının insanlık üstüne büyük yük olmayacağını düşünerek bir liste yapmaya karar verdiysem de sene benim için uzun, düşünsem de en iyi filmi son 1 ayda izlediklerim arasından seçerim garanti, en iyi anahtarlığı daha yeni değiştirdiğim londra+budapeşte ikilisi olarak seçerim, en güzel müziği de son zamanlarda dinlediğim Archive-Fuck You olarak bildirebilirim.

Fakat bu listeler için önceden hazırlık yaptım, bir kenara yazdım ve/veya hazır internet siteleri kullandım ve kısa yoldan size sunuyorum. Ama hepsini bir arada değil, hafta boyunca yayınlanacak şekilde. En başta kitaplardan başlıyorum.

Yılın Kitapları

Zaten aylık 1 kitap ortalamasıyla okuma eylemini gerçekleştirdiğim için seçim alanım dar. Her ne kadar bu yıl 15 kitap okusam da en sevdiğimden itibaren 5 tanesini ayrıntılı olarak sizinle paylaşıyorum:

1.Hece Cümbüşü/Ölümüne Sadakat-Nick Hornby: Nick Baba büyük insan. Futbol+müzik+kitap konularını harmanlayıp önümüze en sevdiğimiz haliyle atmayı bilen bir yazar. İlk kitap Believer’da yayınlanan kitap eleştirilerinden oluşuyor. Her ne kadar kendisi kadar okuma hızım olmasa da kitap severlere güzel iltifatları ve önerileri var. Ölümüne Sadakat ise filme de çekilen High Fidelity romanı. Süper ötesi karizmatik (bana göre tabii) bir müzik dükkanı olan Rob’un kız arkadaşının kendisini çocuk gibi davranmakla suçlayarak terk etmesinin ardından bir silkinmesini ve geçmişiyle (eski kız arkadaşları tabii ki) barışmasını oldukça dürüst bir erkeğin gözünden anlatıyor. Filmi muhteşemdi, kitap da aynı seviyede. Yani şuraya yazdığım hiçbirşeyi umursamasanız, bunu umursayın ve okuyun/izleyin.

2.Brooklyn Çılgınlıkları-Paul Auster: uzun zamandır adam gibi fantastik-romantik dram dışında karakter üstüne yoğunlaşan bir orman okumamıştım, Paul Auster bu konuda eksişimi ve özlemimi giderdi. Kendisinin de oldukça iyi bir romancı olduğunu düşündüğümü belirterek devam ediyorum.

3. Mezarlık Kitabı-Neil  Gaiman: Kapağa ve adına aldanmamak gerek, dozunda bir gerilim-fantastik-çocuk kitabı tanımıyla anlatabileceğim bir kitap. Açıkçası benim için zor bir günde karanlık havasıyla destek olduğu için sayıyorum, bir de Neil Gaiman’ın da iyi bir yazar olduğunu farkettim için sizinle paylaşıyorum.

4. Gurur ve Önyargı-Jane Austen: Klasiğin de klasiği, romantiğin de romantiği, Darcy’nin kibri, Elizabeth’in feminist önyargıları, vazgeçilmez bir roman. Filminin neredeyse bütün repliklerini ezbere bilen biri olarak kitabını da okudum. Fakat İş Bankası Yayınları’ndan çıkan kitabın çevirisi tatmin edici değil, diğer versiyonlar hakkında da bilgim yok.

5. Türkan-Ayşe Kulin: Ayşe Kulin’in de okuduğum ilk kitabı, Türkan Saylan’ın hayatını idolleştirmeden, insancıl bir biçimde özet geçmiş, beğendim. Bu arada merak edene de söyleyeyim, dizi pek uçuyor, olaylar kitabın akışında ilerlemiyor. Hani “nasıl olsa diziyi izliyorum” diyorsanız, yemezler canım, açın okuyun.

Diğerleri ise şöyle:

Nilde Ölüm-Agatha Christie

Teknede Üç AdamJerome K. Jerome

Çok bir Çocuk-Can Yücel

Ve İşimiz Bitti-Joshua Ferris

Minyatürcü-Kunal Basu

Haç ve Hilal 1&2 –David Ball

Mesneviden Seçmeler

Kuzgun Geçidi-Anthony Horowitz

Bu yılı muhtemelen Böyle Buyurdu Zerdüşt’le kapatacağım, bu da ek bilgi.

Şahsen yeni çıkan kitap diye bir kavramım olmadığı için önceden belirlediğim klasikler ve Tuğçe’nin seçip aldıkları dışında da kitap takip etmem. Hani yılın kitap listesi diye yeni kitapları okumayı beklediyseniz benim için “yılın hedehödösü” farklı anlam taşıyor, sadece “benim yılım”dan bahsediyorum. Sonraki listeler de bu ayarda gelecek, beğenmediyseniz beklemeyin.

Maskott’dan Tuval

Ben Kargo dinlemem, ilgilenmem. Yani birkaç şarkılarını bilirim tabii, Renklerin İçinde’yi ve klibini kim unutabilir ki? Veya Şairin Elinde’yi? Neyse adamlar Türk rock müzik tarihinde belli bir yere sahipler, seveni çoktur, ben de sevenin önüne geçmem. Ama bunlar dağıldı etti, şimdi Koray Candemir’le Serkan Çeliköz yeni grup kurup albüm çıkardı geçen hafta. Amerika’ya gidip orda kaydetmişler albümü (bu olay da pek popüler,  nedir Amerika’daki stüdyolarda olan da burada olmayan? Hani gitmedim hiç stüdyoya, gerçekten merak ediyorum. Teknoloji mi daha ileri, daha mı ucuz, biri bi fikir versin), şimdi de geri dönmüşler.

Dediğim gibi Kargo dinlemediğim için gençleri önceki gruplarıyla karşılaştıramayacağım. O yüzden şimdiye kadar okuduğum eleştirilere göre daha objektif bir eleştiri yapacağımı düşünüyorum. Grubun en büyük eksiği 2 kişi olmaları, bununla başlayalım. Biri solist, öteki klavyeci. Davulcu nerde, gitarist nerde (Koray Candemir tabii ki gitarist ama yeterli mi?)? Bunu hissediyorsun albümü dinlerken, bir takım sesler eksik geliyor. Şarkı sözleri de benim gibi Türkçe rock müziğe alışık olmayan, alışık olduğu örneklerde de duygu seline kapılmayan biri olarak yoğun geldi. Bünyeye ters tabii, “Mavi renkler var tuval üstünde/Neyi boyasam hep hüzün içinde” gibi şeyleri engiliş dilinde dinlemediğimde enteresan geliyor. Yanlış anlaşılmasın, şarkı sözleri güzel, baya da beğendim çoğunu ve dilimi seviyorum, güzel kullananı daha da seviyorum.

Her neyse, albümde 10 şarkı var ve ben bunları şu sırayla beğendim:

02. Yalnız Ben
03. Teselli
05. Zor Bu İşler
04. Tuval
01. Nadas
06. Melekler Şehri
07. Ay Işığı
08. Uçmak İstediğimde
09. Nefessiz
10. Mum Gibi

(son 3 bayık, 2den fazla dinlemedim, açık konuşayım)

Yalnız Ben kesinlikle dinlenmeli, onun hem sözleri, hem müziği hem de Koray efendinin nakaratta kendine geri vokal olması pek başarılı olmuş. Teselli de özellikle sözleri için, Zor Bu İşler ise olgun bir havası olduğu için dinlenmeli. Nadas için sağda solda Muse çakması denmiş ama ben niye benzetemedim acaba? Hani gerçekten bir defa aklıma gelmedi! Fena değil Nadas ama etkileyici de değil hani. Ayrıca buna klip çekildi ama ben izlemedim şahsen yorum yapamam.

Ya buradan ilk 5i dinleyin, güzel bir şeyler dinlemiş olursunuz. Daha da birşey demem.