Etiket arşivi: Emily Browning

Sleeping Beauty: Uyansa Dert, Uyanmasa Dert

1 ay olmuş yazmayalı. Halbuki bu bir ayda bir sürü yeni grup dinledik, neredeyse hepsini sevdik, bir sürü filmi izlemeye mahzar olduk ve bir-iki kitap bitti galiba. Velhasıl, bu seçeneklerden en kolayı ve sanırım ki blog okuyucularımızın en ilgisini çekebilecek olanı geçtiğimiz Film Ekimi’nde gösterime giren Julia Leigh’in Sleeping Beauty’si olsa gerek. Zira cıbıl genç hatun denilince hangimizin aklı çelinmiyor?

Öncelikle belirtmem gerek ki Emily Browning en sevdiğim genç nesil oyuncu değildir. Tuğçe’nin aksine Sucker Punch’ı da beğenmemiştim. Bunun en büyük sebebi bahsi geçen ablamız olmasa da kendisinin hiç emeği yok diyemem. Biraz burnu büyük bir havası var; beyaz tenliyim, kocaman dudaklarım var, Şoray kanunlarıyla yaşamıyorm ve ukala Avrupalı kadın modeline daha anlamını çözmeden çoktan uyum sağladım gibi bir imajı var bende. Sevemem ben bunu. Ama filmi kızdan bağımsız değerlendireceğim, söz.

Konu aslında iç gıcıklayıcı. Bilmeyenler için anlatalım: Lucy üniversitede çalışıp para kazanıyor, işte barda temizlik, ofiste fotokopicilik vs. Ama sanırım yetmiyor gençkızımıza ki gördüğü başka bir ilana başvuruyor. İş tanımı biraz Eyes Wide Shut tarzı gizli bir toplulukta garsonluk, daha sonrasında da bir uyku ilacıyla uyutulup geceyi müşterilerden biriyle geçirmek. Ama bu arada herhangi bir ilişki söz konusu değil. Yani enteresan ve ilgi çekici olduu kesin bir hikaye. Fekat iş karakterlere gelince…

Lucy soğuk bir kız. Hani yaptığı iş dolayısıyla da belki soğuk olması gerek ama genel olarak da ve hatta film oyuncusu kimliğiyle de pek görev bilinciyle hareket ediyor gibi. Bir kere bu bizi filmle aramıza bir mesafe koymaya sürüklüyor. Yani kıza herhangi bir sempati besleyemiyoruz. Çünkü okuduğu her ne ise nasıl bir işe ihtiyacı var ki kendini satmak zorundasın? Ayrıca ders de çalışmıyor. Hani çok ödevini, okumayı önemser de okulu bırakamaz. Okula da görev gibi gidiyor, okul parasını da zorunluluktan çıkarıyor, garsonluğu da öyle, arkadaşlığı da. Lucy’nin bir de arkadaşı var Birdmann. Hasta bir eleman ama hastalığı ne pek çıkaramadım. Her neyse, bunların arası da iyi ama acayip bir halleri var, adam buna pek sevecen, kız da –yine görev gibi- evlen benimle falan diyor, böyle iyi arkadaşız ama az konuşup birbirimizi anlamayız tipleri… Ben elemanın amacını çözemedim mesela. Yani senaryoya katkısı ne, kızın hayatındaki yeri ne, olayı ne, o ne bu ne?.. Bu ikisinin dışında iş veren Clara var. Zaten bir tek onun varlığı bir şekilde sahnelerde duygu -o da ε kadar hani- anlamına geliyor. Çalıştırdığı kızlara karşı bir sorumluluk gösteren, bir nevi de koruyan bir kadın. Ben beğendim, kadın hakkında açık bir soru uyanmadı bende.

Genel anlamda ise hem senaryo, hem oyuncular hem de çekim olsun oldukça soğuk geldi bu film bana. Herhangi bir albenisi olmayan, sanat filmi çektim demek için az diyalog, bol kesik sahneler, ilk sahneden itibaren anlamını kaybeden –hele ki çocuk vücutlu biri söz konusuyken- anlamsız çıplaklıkla ilgi çekmeye çalışan amatör bir film gibi. Yine de şurada hakkını yemeyelim, Uyuyan Güzel’e kabaca göndermeleri var ama filmi hoş kılmaya yetecek kadar baskın bir amaç sezilmiyor. Bence büyütüldüğü gibi değil.

Reklamlar

Mini etek+silah+müzik=Sucker Punch

Ne diyeyim, tüm filmi başlıkta özetlemiş oldum. Yönetmen Zack Snyder, kendisini 300 ve Watchmen’den biliyoruz. Bunu bildiğimiz için de festival filmi tadında olmasını beklemiyoruz. Senaryo dalında Oscar kazanma ihtimali yok bir kere, zira ne uzun cümleler, ne de yaşanan dramları dakikalarca uzaklara bakarak anlatma durumu yok. Bol bol ekşın var, arkasına çok güzel döşenmiş müzikler var, bir de anime/manga severlerin özellikle ilgisini çekeceğini düşündüğüm değişik kıyafetli bayanlar var.

Oyuncular için bir kaç şey söylemek isterim: Emily Browning pek bir Küçük Emrah gibi durmuş. Hep bir kaşlar yukarıda, kimsem yok benim hali (burayı iyi vermiş oluyor, zira kimsesi yok). Biraz daha agresif dursa belki daha mı iyi olurdu? Abbie Cornish’i severim ama, burda da sevdim, keşke daha çok görünseymiş. Filmin sonuna bakarsak  bence daha çok görmeliydik kendisini. Vanessa Hudgens diye bir kız var, High School Musical’dan geliyor, etkisiz eleman işte. Pride and Prejudice’in annesi Mrs. Bennet 5 kızın 5’ini iyi yerlere yerleştirdi; burda kaşar Lydia rolündeki Jena Malone’u görüyoruz, gayet iyiydi.

Müzikler çok ayrı bir konu. Sadece müzikler için bile gidilebilir, filmin tamamını 110 dklık müzik videosu olarak algılayabilir, tadını o şekilde de fazla fazla çıkarabilirsiniz. The Beatles’ın Tomorrow Never Knows’unun Alison Mosshart & Carla Azar yorumunu bir dinleyin, Bjork hiç sevmem, ama Army of Me remixi çok güzel, Emiliana Torrini’den White Rabbit, Yoav’dan Where’s My Mind’ı bir dinleyin. Özellikle filmin girişinde Emily Browning Sweet Dreams diye başlıyor, bu şarkıyı da hiç sevmem, ama çok güzel oturmuş. Sadece albümü de indirip dinleyebilirisniz bana kalırsa, ama dediğim gibi, gayet güzel bir müzik videosu kıvamında filmi izlerseniz daha çok zevk alırsınız.

Ha bir de sinemada izleyeceklere küçük bir tavsiye, küçük salonda izlemeyin, baş ağrısı yapıyor:)