Etiket arşivi: beren saat

Yılın Hedehödösü#2: Diziler

Gökçeye bu maddeyi de kaptırmamak için elimi çabuk tutmam gerek! Girişi kısa keselim, bu sene
izlediğimiz dizilere bakalım:

Dr. Who

Bu yaz hayatımıza girdi. David Tennant’ın oynadığı 10. Doktor gezegenimizi Sycorax’lardan kurtardığı anda gönlümüzü fethetti, buralarda kendisine düzdüğümüz övgülerin haddi hesabı yok. Dünyanın bu en uzun süreli bilimkurgu dizisinde belki muhteşem efektler yok, ama senaryo, oyunculuklar ve British accent 3’lüsüne karşı koymak mümkün değil. Ve tabii ki: Exterminate! Exterminate! Exterminate!

Sherlock

Tanıtımını yaptık, ama tekrar tekrar dikkatinizi çekmekte sakınca görmüyorum. Sherlock
bu senenin başında Robert Downey Jr. ve Jude Law’un Sherlock Holmes’un ekmeğini yiyor olabilir, ama nasıl Guy Ritchie farklı bir tat getirdiyse, Sherlock’ta da farklı bir hava var, izlenesi, 2. sezonu beklenesi. Zaten sadece 3 bölüm, bir göz atın.

Behzat Ç.


Listedeki tek Türk dizisi. Başta Erdal Beşikçioğlu olmak üzere, bir kişi hariç muhteşem performans sergiliyor bana kalırsa. O kişi de Survivor’ın ekmeğini bu seferlik yiyor olabilir, ama devamlı koptu kopacak bir surat ifadesiyle ne kadar dayanır, bilinmez. Neyse. Açıkçası Ankara’yı ve Ankara insanlarını da bana sevdirdiği için ayrı bir yeri var Behzat’ın, en sevdiğim dizilerden birinin çekildiği şehirde yaşamak hoşuma gidiyor ne yalan söyleyeyim. Senaryo+oyunculuklar dehşet, hala izlemiyorsanız geç kalmış sayılmazsınız.

The Big Bang Theory

Sheldon’ın kız arkadaşı var. Yeter bence bu bir süre daha. Bazzinga!

 

 

Black Books

Sadece 18 bölüm olmasına rağmen, 2004 yapımı bu dizi tutkal blog sahiplerinin ve eminiz ki bazı okuyucularımızın hayallerini televizyona taşıyan, hep aradığımız yaşam standartlarını
izlememizi sağladı: Şarap, bir dükkan dolusu kitap, sıfır sorumluluk, pisliğe bağışıklık ve sonsuz, uçsuz bucaksız huysuzluk! Dylan Moran’dan “Ah bir kitapçı dükkanım olsa, entel dantel takılsam” diyen
tüm dostlarımıza geliyor!

True Blood

Sookie Stackhouse ne zaman maço olduğu kadar işe yaramayan vampir sevgilisi Bill’i bırakıp Viking Eric’e gidecek? Sookie’nin aslında olayı ne? Jason’a ne olacak? 3. Sezon abuk bitti, ama 4. Sezonu iple çekmemize yetecek kadar iyi bir dizi, maalesef yazı bekleyeceğiz.

 

 

Merlin

Doğruya doğru, eğriye eğri, Merlin bütün Kral Arthur efsanesini allak bullak edip çorbaya çevirdi, o açıdan hiçbir değeri yok. Ama zevkli dizi. Gwen çok çirkin olabilir, Merlin büyü yaparken çok uyduruk konuşup burun deliklerini kocaman açabilir, İngiliz dizilerinin genel problemi olan görsel efektlerde de tatmin edici olmayabilir, ama aradığımız pek çok şey var: kavuşamayan aşıklar, komedi, macera, fantezi, dostluk, ihtiras ve haksızlık! Tabii bunların bazısı saçma, bazısı fazla uzayıp sakıza dönen şeyler ve klasik hikayeye bağlı kalınmaması ne olursa olsun sinirimizi bozuyor, ama 3. Sezonu bekleyen bizler için artık şikayet etme zamanı geçeli çok oldu.

Aşkı Memnu

Değil bir seneye, etkisi çok uzun sürecek senelere damgasını vuran, aşkıyla ihanetiyle Beren’iyle ve Kıvanç efendisiyle hafızalardan silinmeyecek bir dizi oldu. Bugün Baba Evi nasıl şevkatle hatırlanıyorsa, Aşkı Memnu ihtirasla anılacak.

Bu seneye damgasını vuran diziler sadece bunlar mıydı? Tabii ki hayır! Diğer David Tennat dizileri,
Blackpool ve Single Father’ı biliyorsunuz, House’un son sezonu çok iyi gitmiyor, HIMYM da baymaya
başladı, alışkanlıktan izliyorum, GG eski tas eski hamam, kimin eli kimin cebinde belli değil (Chuck ve Blair hariç herhalde), Spartacus’u izlemedik (aaaa diyen sesinizi duyuyorum ve duymamazlığa
geliyorum), Fringe’in ilk bölümünü izledim ve beğenmedim, onun yerine X-Files izleyin daha iyi.

Genele bakacak olursak Dr. Who hayatımızda yeni bir dönem açtı, bu konunun üstüne gideceğiz, cesaretimizi toplayabilirsek sadece 2005 ve sonraki dönemi değil, bütün Doktor Who evreni hakkında ayrıntılı inceleme sunmak gibi bir hayalimiz var.

Yılın diğer hedehödösüne kadar, so long!

TV bitti?

Yeni yayın dönemi açılırken, Türk televizyonlarında yeni yayınlanacaklara şöyle bir göz attık, değerlendirdik. Bkz.:

KanalD:

Fatmagül’ün Suçu Ne?: Beren Saat herhalde güzelliğini çok uzun süre koruyamayacağını düşünüyor, üstüne de yetenekli de olmadığını düşünüyor sanırız. Zira daha yeni Aşk-ı Memnu’dan kalktık, yine Beren, yine Beren. Biraz da iç daraltıcı bir konu. Çabuk bayacağız sanki kendisinden, haberi yok. Biraz dinlenseydik? (Biz dinlenelim yani:)). Bilemiyorum, biraz riskli bir iş. Aynı teknik kadro, bakalım bizlere Fatmagül’ü izletebilecek mi?

Öyle Bir Geçer Zaman Ki: Böyle uzun dizi isimleri koymak yasaklansın, RTÜK’e sesleniyorum. Dönem dizisi, dram dizisi, aile dizisi. İzler miyiz? Hayır.

Türkan: Ayşe Kulin’in aynı adlı biyografisinden uyarlanıyor. Kitabı şahsen okuyup çok beğenmiştim, Türkan Saylan gerçekten halk kahramanı olarak anılacak yakın zamanda, ya da en azından halkımız kahraman olarak doğru kişileri belirlemeye başlayacak diye umut ediyorum. İzlenir mi? Şahsen izleyeceğim, Kanal D’nin de ratingleri düşük olsa da yayından kaldırmaması gerek diye düşünüyorum.

Küçük Sırlar: Gossip Girl fanları var bu sayfayı okuyan ve yazan, bu kişiler beğenmedi baştan diyelim. Küçük Sırlar etek boyuyla, Sinem Kobal’ın Blake Lively’nin yanında sönük kalmasıyla, çekim yapılan okuldan kovulmalarıyla yeterince gündeme oturdu. Burdan sadece bir şey söylemek istiyorum: GG’de koskoca bir sitede internetlerin 1 numaralı kullanıcısı ‘anonymous’ tarafından bilimum dedikodu dönderiliyordu. KS’da ise twitter kullanılıyor. Anlamadım, millet ders sırasında ya da teneffüste elde telefon, twitter’da ne arıyor fellik fellik? Bir de Sinem Kobal ne demeye twitterda yazıştığı elemanla doğrudan tanışma zahmetine katlanmıyor, madem feci teknoloji hastasıyız, elden blackberryler düşmüyor, skype nerde, google nerde? Elemanın nickini google’a yazsan soyu sopu belli olur (eğer nick olarak rpattz, yalnız_delikanlı, kimsebenianlamıyor_89 filan kullanmıyorsa tabii). Tabii ki bunca lafı ettikten sonra hemen ekliyoruz: İzlemiyoruz!

Star:

Hem vali, hem polisim, devletin adamıyım binaenaleyh!

Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi: Ankara’dan şahsen bildireceğim, var mı böyle bir polislik durum! “06, Ankara, sağa çek, feci sıkıcısın!” Erdal Beşikçioğlu izletir kendini diye düşünüyorum, kendisi bizim “Vali”, bizim “polis” de olur rahat. İzlerim.

Komedi Dükkanı: Yok mu başka bir şey allah aşkına!

Dürüyenin Güğümleri: Ege dizileri gariptir tutma eğiliminde. Ama İpek Tuzcuoğlu kendisinden çok güğümlerine çalışsa daha mı zevkli olur ne?

Umut Yolcuları: Zuhal Olcay’ı severiz, tam da komiser olacak tip var. Çocuk şubesine getirdiği aile havasıyla beğenilen ve sevilen komiser bizi pek sarmadı ama, anne ve babanızı sarabilir!

atv:

Kılıç Günü: Whatever.

Bitmeyen Şarkı: Pazartesi günü diğer kanallarda Çarkıfelek (Star), Türk Malı (Show), Arka Sokaklar (Kanal D), Merlin (cnbc-e-değişebilir) ve film (TNT) var. Kitap olarak iş hayatının ilk gününde okumak isteyebileceğiniz Ve İşimiz Bitti (Joshua Ferris) önerebilirim.

Çocuklar Duymasın: Bence çocuklar duysun.

atv bu sezona hazırlanmamış [insert political explanations here].

Show tv:

Lale Devri: Ben izlemem, ama bizim dizi tiryakilerimizin şaşaalı romantik dramlara olan yatkınlığı kendisini üst sıralara taşır. Kaçınınız, bir Gümüş vakası geliyor. Özel not: Tolgahan Sayışman, 20 yaşından fazla göstermiyorsun, sakallar da seni olgunlaştırmıyor, Küçük Sırlar’da daha iyi duracağına inanıyorum.

500.000 TL veriyorum, bu kanalı alıyorum anasını satayım!

Deli Saraylı: Kadroya gel. Perran Kutman ve Çetin Tekindor’un yanına tv’nin sevdiği kişileri (!) getirmişler. Tüm umudumuz PK ve ÇT’da, izlenebilir, senaryoya bakar, Gani Müjde, arkandayız, bekliyoruz!

Show tv sanırım başka diziler de planlıyor, ama ne gerek var, Acun Ilıcalı sayesinde haftanın 4 gününü kapattı, sanırım Dancing with the Stars’ı da getiriyor. Show’un Acun Firarda’yı yayınladığı gün, uzun vadeli büyük televizyon stratejisinin hayata geçtiği gündü.

Son olarak buradan sadece cnbc-e için bir kaç kelime edeceğim: Spartacus‘ün sonu Rome gibi olacak. Çok kesecekler, belki RTÜK el atacak yine. Değer mi acaba? Veronica Mars’ı izleyeceğim, izlemek gerekir, iyi olacak o. Merlin için geri sayım başladı, BBC’yi bekliyoruz sadece. Star Wars iyi taktik, yine 1,5 ay SW ile beraberiz.

İyi seyirler!

Her aşk bitermiş…

Bu yazıyı okuyan arkadaşlarımdan bazıları için Türk dizileri seviyesiz ve sıkıcı, 90 dakikalık, reklam aralarıyla 2 buçuk saate kadar çıkan, beyin yıkayıcı ve çürütücü zevksiz programlar olarak görünüyor olabilir. İzlediğiniz Amerikan dizilerine bayılırken o uyduruk Türk dizilerine kim sümük atar ki? Bence de. Hiç sevmem. İzlemem. 170 IQ’mu böyle saçmalıklarla doldurmam vs… saçmalamayın siz beyaz Türkler ve kendinize yalan söylemeyi bırakın! Bu ülkede uyduruk –emin olun sayabilirim- yabancı dizlerden daha iyi senaryoya sahip diziler çekiliyor ve biri dün bitti! Ve hatta “aa herkes ölmüşmüş, 4 yıldır izlediklerimiz sadece anlık bir rüyanın parçasıymış” geyiğinden daha iyi sonla bitirilmiş bir diziydi. Tabii ki senaryonun orijinalinden kaynaklanan bir başarı söz konusu ama Aşk-ı Memnu biraz ayrıntılı bir incelemeyi hak ediyor.

Öncelikle belirtmeliyim ki, kitabı okumadım, sadece ansiklopedik bilgim var (bkz. Thema Larousse). Yıllar önce roman hakkında okuduğum kısa bilgide Halid Ziya Uşaklıgil’in dönemine göre edebi anlamda yenilik sayılabilecek bir anlatı dilini kullandığını ve romanı bir toplumsal ahlak çerçevesi yerine bireysel ruhsal bir çerçevede anlattığı söyleniyordu. Ayrıca diziyi izlerken de dikkat çekici bir başka zincirleme “yasak aşklar” silsilesini de sıralıyordu: Adnan Bihter’e, Nihal babasına, Beşir Nihal’e, Firdevs ise gençlik ve güzelliğe(Burada Nihal’le babası arasındaki ilişkiyi sorgulayabiliriz tabii ki ama Oedipus kompleksi yalan değil).

Diziye gelirsek, bir kere şunu takdir etmeliyim: dizi çabuk bitti. Çok yüksek reytingi olan bir dizinin iki sezonda bitirilmesi Kanal D için büyük bir gelişme, hele ki yaprak dökümü gibi geviş getiren bir diziyle kıyaslanınca. Bu iki sezon boyunca önce Bihter’le Behlül öpüşsün diye bekledik, sonra sevişsin diye, sonra da yakalansın diye. Ne RTÜKler kaldı toplum ahlakını bozuyor diye şikâyetle dolup taşan (tabii RTÜK’ün kendisinin toplum kasasında çöküntü yaratacak etkilerinin olduğunu da öğrendik süreç içinde), ne de gazeteler kaldı her Perşembe bu hafta ne giyildi ne giyilecek diye yazan. Takip etmedik mi, ettik (yalan söyleme bak takip ettin, biliyorum).  Diğer takdir edilesi kısım da oyuncu kadrosu. Sağ baştan sayarsak Nebahat Çehre, Zerrin Tekindor, Selçuk Yöntem evet kuşkusuz en başarılı ve kusursuz oyunculuğu sergileyenlerdi. Fakat Beren Saat de, Kıvanç Efendi de kendini geliştirdi diye düşünüyorum. Yani biri yarışmadan gelen bir kız, öteki modellikten. Gerçi yine de Beren’in arada bir “lan noluyoruz, nerden düştüm ben buraya, daha 4 yıl önce Mango ucuzluktan giyinirken şimdi Armani üstümde paralanıyor” bakışlarıyla Kıvanç efendinin “hımm şu açıdan uzaklara baksam burnum daha güzel gözükecek, kollarımı şöyle kavuştursam dövmelerim ortalığı yıkacak, şu gülüşe de kızlar hasta, oo gelsin reytingler” şeklinde duruşları gözüme çarpmıyordu değil ama izlenebilir seviyedeydiler. Yani en azından ben izledim arkadaşım, övünerek de söyleyebilirim.

Bu hafta son bölümünü izledik dizinin ve söylemeliyim ki son bölüm iyiydi. Çok iyi değil ama iyi işte. 5 yıldız almamasının sebebi de, jetonlar baya hızlı düştü, oraları kaçırdım. Madem bu kadar uyanıktın, 2 yıldır neden çakmadın? Bülent’in çene zaten iyice düştü, daha düne kadar ay dedikodu yapmamayım, Fransız eğitimime ters havalarındaki çocuk son 2 haftadır “biliyooğ musun Firdevs aradı, aa duymadın mı Behlül gittiii” gibi son dakika ajansı gibiydi. Ayrıca Beşiiir, ah seni vicdansız seni salak çocuk… Bi ölemedin gitti. Tamam, öldün ama süründürdün. Zaten en sıkıcı karakter sensin, çekilmiyor o ketum ama içinde patlayan eleman hallerin, üstüne bir de hastasın, ay ayy! Ednan işte biraz boş kaldı. Dediğim gibi nasıl bu kadar hızlı davrandı, nasıl kondurdu, o boynuzların ağırlığına alışmış kafası nasıl fark etti, pek belli değil. Avukat demiş olabilir ama yine de avukata sordurması bile mesele, değil mi? Bihter’in de uzun bakışları arada baymadı değil. Ama ama bence Türk dizilerinin en efsane sözü yine ve yeniden Behlül’den geldi: “Behlül kaçar” Allahıım çok komik, güldüm gece gece. Zaten son reklamdan önceki reklam arasından sonra(bilmiyorum anlatabildim mi) bir depresyon, bir ağırlık, ay üstüme o piyanoyu koymuşlar gibiydi, Behlül düzeltti beni son anda o Robinson haliyle. Bihter de bir ara vazgeçecek gibi geldi ama yine kararlı kızmış, takdir ettim keratayı.

Daha uzatmanın alemi var mı bilmiyorum, gerçi daha söylenecek çok şey var, mesela Nihal’in gelinliği, Bihter’in elbisesi (hem mavi hem de beyaz), kına gecesi –maskeler çok başarılıydı-, Pelin’in aldığı o kilo –nooldu nur gibi kıza-, Çetin’in bırakıp gitmesi, cenazeye Hilmi’nin gelmesi… Ama bunlar artık ayrıntı. Arkadaş toplantılarında 2 hafta daha geyiği yapılası bir dizi finali oldu ve yıllar içinde de hatırlanası replikler ve karakterlerle doluydu. Ben seviyordum diziyi, benim ahlakımı bozmadı, eğlendirdi, hoşuma gitti bunca zamandır. Umarım yine aynı ayarda bir şeyler çıkarabilirler.

Yeni dizi şimdi Küçük Sırlar var ama Gossip Girl ayarında bu memlekette bir şey çıkmaz, çıkamaz. Sinem Kobal’la hele hiç olmaz. Zira Blake Lively… o olmadan dedikodunun anlamı yok.

Xoxo

G.

[Bu yazıyı benimle beraber dizinin son bölümünü feysbuktan izleyen arkadaşlarım K., İstem ve Ertan’a, ayrıca yazıları takip ettiğini bildiğim Caner’e ithaf ediyorum]