Etiket arşivi: 2014

2014`ün Çizgi Romanları

Öyle çok çizgi roman okuduğum söylenemez. Bir zamanlar harıl harıl manga okuduktan sonra birden türden sıkılıp okumayı bıraktım. Amerikan süper kahraman çizgi romanlarını fazla sözcüklü ve gereksiz uzun/kompleks buluyorum, ayrıca çizimlerini de çok beğendiğim söylenemez. Avrupalı çizgi romanları da ise Asteriks/Tenten seviyesinde biliyorum, çizgi ve renklerin daha güzel kullanıldığını ve anlamsız laf kalabalığından arınmış olmaları hoşuma gitse de onları da okumadım ne yalan söyleyeyim. Kısacası, ara sıra gözüme çarpan ufak tefek çizgi romanlar haricinde konunun uzmanı sayılmam, üstüne bir de utanmadan önyargılı yaklaşıyorum. Yine de bir yerlerden başlamalı, bu sene başladığım ufak bir kısmı huzurlarınızda sunuyorum: Okumaya devam et 2014`ün Çizgi Romanları

Bir İnsan Neden Marsa Gitmek İster?

Bu yazıyı yazmaya 1 ay önce başladım, Rosetta’nın 10 yıllık yolculuk sonrası bir kuyrukluyıldıza araç indirmesinin ve Kim Kardashian’ın kıçındaki şampanya bardağını doldurma fotoğraflarının tam ertesinde bitirebildim. Dolayısıyla yazıyı 10 yıl önce işe yarayıp yaramayacağı belli olmayan bir aracı gönderen araştırmacıları ve yaşadıkları tatmin hissini, aşağıda bahsi geçen insanların neden yaşadıkları hayattan tatmin olamadıklarını ve Mars’a gitmeleri halinde bu hissi yaşayıp yaşayamayacaklarını, tarihe geçip geçemeyeceklerini ve nedenlerini düşünerek okumanızı tavsiye ederim.  Okumaya devam et Bir İnsan Neden Marsa Gitmek İster?

Gece Nöbeti’ni (Nochnoy Dozor) Göreve Davet Ediyorum

Bazı şeylerin tarihlerini kesin ya da kesine yakın hatırlıyorum, sanırım zamanla elimden ilk gidecek -yavaşça giderek sinirimi çok bozacak- ve ardından en çok üzüleceğim şey bu referans noktalarım. Gece Nöbeti‘nin filmi 2004’te çıkmış, Türkiye sinemalarında 2005’te gösterilmişti, bizim frp kulübüne yeni girmiştim, birkaç kişi forumda bahsediyordu ama ben filmi forumda bahsedilmeden önce de fark etmiştim. Tabii ki sinemada izleyemedim, yıllar geçti torrent geldi, indirdim ve film Rusça olduğu ve o sırada yüksek kalite film indirme durumu hem kotaya zarar verdiği hem de bir Rus filmi için pek de mümkün olmadığı için yine izleyemedim. Çok dağınıktı, çok karanlıktı ve çok pikselliydi. Ama kitabını okumak istediğime karar vermiştim en azından. Geçen sene Türkçe’ye çevrilmiş ve ben az önce bitirdim. 

Kitap hakkında söyleyebileceğim uzun yorumlar yok açıkçası. Başta biraz dağınık geldi, özellikle diyaloglar. Karakterler, aslında daha çok Anton ve Gesar kendi aralarında şifreli konuşup okuyucudan konuşmayı çok bariz bir şekilde anlamalarını bekliyorlardı. Yeni bir yazarın başlangıç saçmalamaları gibiydi, sonra yazar değil okuyucu açılıyormuş, yeni okuyucunun saçmalamasıymış onu anladım. 1990ların sonunda bir Moskova portresi çiziliyor, geniş alanlara adanan boyundan büyük tasvirler halinde değil, günlük hayatın küçük detayları halinde. Ve 1990ların sonunda Moskova deyince aklıma gelebilecek ne varsa onu okudum. Hikaye İyilikle Kötülükün, Aydınlıkla Karanlıkın savaşı değil, Antlaşması etrafında gelişiyor, İyi Adamlar Ofisi ve Kötü Adamlar Ofisi arasında bürokratik sorunlar, büyük adamların koltuk, gurur ve prestij savaşı ve bunun etiği hakkında üç birbirine bağlı hikayeden ibaret. Anton da burada bizim yerimize buu etik soruları soran, İyilikle Kötülük arasındaki bölgenin ince bir çizgi değil, uçsuz bucaksız bir gri bölge olmasıyla en sonunda “Eeeh, s.kerler böyle işi” diyen eleman. Kendisine teşekkür ederim. Serinin devamını da okuyacağım, sırf bu ahlak ve etik tartışmaları için. Bu arada kapakta Yüzüklerin Efendisi ve Harry Potter‘la karşılaştırma yapılmış ama inanmayın.

Kitap hakkında eğer bir çift cümle daha edeceksem de bu Pegasus Yayınlarına gitsin. Sergey Lukyanenko‘nun eserini Türkçeye aslından çeviren Ferda Yaraş‘ın iyi bir çeviri yaptığına inanıyorum. Ama yazım hataları resmen gözümü acıttı, noktası olmayan cümleler mi dersiniz, eksik yazılan harfler mi dersiniz. Kitabı orijinal aldım, çok da ucuz sayılmaz bence, resmen sefillik çektim. Koskoca Türkiye’de tashih yapacak bir adet düzgün Türkçe’ye sahip editör bulamadınız mı? 

Neyse. Konu aslında bu kitap değil. Gece Nöbeti, Karanlık Varlıkların Antlaşmayı bozmasını engellemek ve insanların içlerindeki aydınlığın, iyiliğin kazanması, yine içlerindeki kötülüğü boğmaları için çalışan bir servis. Bunun tam tersi de Gündüz Nöbeti oluyor. Bu hafta Soma‘da yüzlerce madenci içindeki kötülüğe teslim olmuş bürokratlar, işadamları, mühendisler, haberciler ve sıradan vatandaşların ayarsız hissizliğiyle birlikte bir madene gömüldüler. Karbonmonoksitle boğulmalarını bir acıyı hafifletme aracı olarak görebilecek kadar kanıksayabiliyoruz bu durumu. Boğulanlar en şanslılarıydı herhalde, 300’e yakını boğuldukları için dışarıya çıkarılabildiler. Bir de yanan kömüre fazla yakın oldukları için yandıkları düşünülen, plastik baretlerinin yüzlerine yapıştığı söylenen ama resmi makamlar tarafından var olmadıkları iddia edilen, sayısının kaç olduğunu bilmediğimiz, en az birkaç yüz olarak tahmin edilen madenciler var. Bu madencilerin aileleri için söyleyebileceğim genel geçer sözlerden ve taziye dileklerimden başka hiçbir lafım yok. Ama bu madenciler için kalbinde derin bir sızı hisseden, ailesinde madenci olmadığı halde, kömürü evinde kullanmadığı halde yapılan bu puştluğu sindiremeyen insanlar var, bu insanlardan biri olarak bunları yazıyorum. 

Diktatörlük mesleğinin kaderinde ne var bildin mi

Bazı şeyleri anlamaya çalıştım. İktidar olunca ayarın kaçmasını bile istemeden de olsa anlamaya çalıştım. Ama olmuyor. Bu kadar kan dökmeyi anlamam mümkün değil. Ölen çocuklar üzerinden, onların anneleri üzerinden siyaset yapmayı da anlamıyorum, kendi suçları yüzünden ölen insanları, suçlarını sanki azaltacakmış gibi yok saymalarını da anlamıyorum. Bazı Homo sapiens türü üyelerinin suçu bir parkı ve buna bağlı olarak onurlarını korumak olan insanları, yüzlerce madenciyi nasıl oluyorsa yer altına gömmekle suçlamalarını da anlamıyorum. Bu ancak ve ancak saf kötülükle, kaskatı kesilmiş bir kalple, ruhunu kaybetmekle açıklanabilir. Ben bunu sindiremiyorum, alışamıyorum. Maalesef çok kızsam da, ölesiye nefret etsem de henüz onlar kadar adi olamıyorum.

Gece Nöbeti varsa eğer, bence işlerini beceremiyorlar. Ve eğer bunca kötülüğe göz yummalarının sebebi ardından gelebilecek eşit büyüklükle bir iyilikse, gelmesin. Ne bu derecede acı çekelim, ne de buna eşit mutlu olalım. Ha bana kalırsa Nöbet gibi bir şey varsa bile, ilahi adalet filan diyoruz ya, o da adil değil. Çünkü biz hiç böyle acıların ardından çok mutlu olmadık, olamayacağız. Hepimizi kötülüğe iten de bu umutsuzluk olacak, Gece Nöbeti Karanlık‘a karşı savaşamadığı için değil, içimizdeki Aydınlık’ı besleyemediği için de değil, bu savaşı kendi çapında götürürken umudumuzun yok olduğunu gözden kaçırdığı için başarısız olacak.