Kategori arşivi: Dizi

Diziyi İzleyinceye Kadar Kitabını Okurum Vol.2: Outlander

Bunun ilk örneğini Game of Thrones’ta görmüştünüz zaten. Ne yapayım, totalde dizi için harcamam gerekenden daha az zamanda kitap bitiyor. Ayrıca içimden bir his, bunun GoT’tan daha zevkli olacağını söylüyordu ve yanılmadım. Bu konuda pek de kitap zevklerimizin uyuşmadığını fark ettiğim halde yine de akıl almadan duramadığım Felicia Day’in Goodreads’te verdiği gazın da etkili olduğunu belirtmeden geçmeyeyim.

Okumaya devam et Diziyi İzleyinceye Kadar Kitabını Okurum Vol.2: Outlander

Katil kim?: Dedektif Dave iş başında!

Yine David Teninch’le karşınızdayız! Dave’in yeni dizisi Broadchurch’ün 4. bölümü yayınlandı, kaçırmayın.

David yine dedektif rolünde, yine katil peşinde. Bu sefer huysuz, tatminsiz ve asosyal Alec Hardy rolünde. Yanında da Exile’dan hatırladığımız Olivia Colman, insancıl, hamilelik izni sonunda komiserliği Alec’e kaptırdığı için hayalkırıklığına uğramış Ellie Miller’ı  canlandırıyor. Çok sakin ve heyecansız bir kasaba olan Broadchurch’te 11 yaşında bir çocuk sahilde ölü bulunur. Çocuk uçurumdan kendini mi atmıştır, yoksa biri mi öldürmüştür? Ellie kasabasında kimseye toz konduramazken, dışarıdan gelen ve başarısız bir dava yüzünden kendine azap çektiren Alec’in şüpheli listesi daha kabarıktır ve çok daha acımasızdır. Gözümüze çarpan diğer oyuncular arasında Dr Who’nun Rory’si Arthur Darvill, Harry Potter’ın Filch’i David Bradley, Jane Eyre’in St. John Rivers’ı Andrew Buchan da bulunmakta.

8 bölümlük bir mini dizi Broadchurch, dediğim gibi daha 4. bölümü yayınlandı ve 4 bölüm sonunda katili bulmak için bizim de şüpheli listemiz gittikçe kabardı, ki şüphelilerin hepsini daha tanımadık bile! Belki sıradan bir dedektiflik hikayesi gibi görünüyor, ancak olayın tüm boyutlarına sakince ve gerçekçi bir şekilde odaklanması, oyunculuklar ve tam tadında bitecek olmasıyla şimdiden gönlümüzü fethetti.

İzleyin!

Exile

Bir süredir yararlı bir şey yazmıyorsak, yararlı birşeylerle muhatap olmadığımızdan değil sevgili okuyucularımız. Tembellik, sadece tembellik. Hazır yarın öbür gün sezonun dizileri araya girmeye hazırlanırken boş durmayın diye size yepisyeni BBC dizisi tanıtayım, onunla vakit geçirin.

Exile, mayıs ayında BBC One’da yayınlanan 3 bölümlük psikolojik gerilim-drama dizisi. Londra’da kuşe kağıt bir gazetede siyasi magazincilik yapan Tom arkadaşımız alkol, karı-kız derken bi düşüşe kendini kaptırıyor. Yıllar evvelsinden babasından yediği dayağı unutamadığından evi terketmiş olan biraderimiz, babasına bunun hesabını sormak için doğru zamanın hazır dibi gördüğü için şimdi olduğuna karar veriyor ve evine geri dönüyor. Fekat ne görüyoruz, babası Alzheimer, ablası bakıyor yıllardır. Aslında babası da yerel gazetede bayağı başarılı bir gazeteciymiş, zati Tom da babasının Osmanlı tokadını unutamasa da onun izinden yürümeye çalışmış. Ha tabii başarılı olamamış ama bunu da kafaya aldığı darbeye bağlıyoruz. Her neyse, “baba o tokadın sebebi neydi?” başlıklı sorunun cevabını almaya çalışırken Tom babasının yarım bıraktığı haberin peşinden sorularını, sorunlarını, gönül bağlarını ve babasıyla ilişkisini toparlamaya başlıyor.

Konu budur. 3 saatlik oldukça iyi bir toparlayışla bir iyileşme hikayesi aslında. İşin içine politik öğeler yerleştirmek en fazla gerilim yaratmaya yönelik olmuş ama bence ona gerek de yokmuş. Zaten yeterince merak ediyor izleyici başta dayağın sebebi olmak üzere her bölüm sonunun ertesini. Genelde bir saatlik drama dizileri de sıkar beni ama oldukça akıcı ve sürükleyici bir gidişatı var bunun. Hani “daha ne kadar kaldı bitmesine” diye bir şey sormadım, öyle diyeyim. senaryo itibariyle fazla gelen hiçbir şey yok ama belki eksik olabilecek Tom’un başlangıçtaki hayatına çok değinilmeden geçilmiş. Gerçi oralar da önemli değil pek.

Oyunculara gelince…John Simm bebeğim, bir kere bunu baştan söylemeliyim. Diziye de dikkat etmemin sebebi kendisi aslında. Mükemmel oyunculuğunu çocukluğumdan beridir –gerçekten çocuktum ilk filmini izlediğimde ve o zaman da tapmıştım- takip ederim, ama bu sene favori Brit oyuncularım listesinde ilk 10’a girmiş bulunuyor. Üşenmediğim bir gün oynadığı her şeyi yazarım belki, Life on Mars başta olmak üzere. Jim Broadbent’i ise belki Harry Potter filminde Slughorn olarak tanıyor olabilirsiniz. Kendisi Alzheimer rolünü –Allah kimsenin başına vermesin- pek güzel oynamış; o boş bakışlar, ilgi ve bakım isteyen yaşlı adam hali pek dokunuyor. Gerçi şimdi

düşünüyorum da Slughorn da benzer bir tipti. Abla rolündeki Olivia Colman genelde küçük rollerin insanı olsa da bence gizli yıldızdı burda. Hepsinin yanında Claire Goose insanına bir parantez açmadan da edemeyeceğim. Çok güzel kadın yahü. Tom ve Mandy ikilisinin beraber oldukları her sahne gözüme pek doğal, pek yumuşak geldi. Genelde romantik sahneler olmasa da işte o doğallık yok mu, beni benden alıyor. Sırf bu yüzden silmeyebilirim bile diziyi.

Her neyse, kısa keselim Aydın havası olsun. Zaten dizi de kısa. Bayramda seyranda sevmediğiniz akraba-talükat geldiğinde içeri kaçıp bir temiz hava niyetine izlenebilecek kaliteli bir BBC yapımıyla yine karşınızda önerimizle duruyoruz. Ha Big Bang izlersiniz, diyecek bir şeyim yok ama arada bir arkadan gülen adam efekti gelmeyen diziler izlemekte de fayda var diyorum.

Si ya!

New Girl

Zooey Deschanel olarak doğmak istediğim bir başka gün daha geldi çattı. Fox’un bu dönemki yeni dizisi New Girl’ü büyük bir şevkle izleyeceğim, size de tavsiye ederim. Zooeyciğimin sevgilisi aldattığı ve yanında kalabileceği tek arkadaşı bir model olduğu için bir ilana başvurup 3 erkekle beraber yaşamaya başlayan acayip bir kızı canlandırdığı New Girl’ün pilot bölümü çıktı.

Of, daş, daş..