Taht Kavgası, Tanrılar Savaşı, Aşk ve Yüz Bin Krallık


Yılın ilk gününde bitirdiğim J.K. Nemisin`in ilk romanı Yüz Bin Krallık başlıktaki popüler anahtar konulardan hoşlananlar için.

<spoiler>

Binleeer binler yıl önce 3 tanrı varmış. Aydınlıkçı ve muhafazakar Itempas, kardeşi karanlıkçı ve anarşist Nahadoth ve kardeşleri, aradaki tampon bölgeci liberal Enefa. Itempas Enefa`ya uyuz olmuş çok iş çıkarıyor diye (bkz. hayatın ta kendisi), Nahadoth Enefa`ya destek çıkmış, kavga etmişler, Itempas Enefa`yı öldürmüş, Nahadoth`u ve Nahadoth`la Enefa`nın çocuklarını insanlara esir etmiş (tanrıların aile işlerine karışılmaz, yoksa aklınızdan geçeni biliyorum), kendisi kendi dinini pazarlamış, bundan kazançlı çıkan bir kısım muhafazakar ve hırslı tayfadan olan Arameri ailesi Yüz Bin Krallık`ın başında dünyaya hükmetmeye başlamışlar. Esir olan tanrılar da asi bir Darr-Arameri kırması prenses olan Yeine`i kullanarak Itempas`ın düzenini bozmaya karar verirler. Tabii kimsenin aklına gelmeyen bir şey vardır. Koskoca gizemli, yakışıklı, seksi ve tehlikeli tanrı Nahadoth`un kaba saba Yeine`e aşık olması.

</spoiler>

Şimdi özete baktım da, hakikaten ilgi çekici bir hikayeye benziyor. Üstüne bir de 2010-2011 yıllarında Hugo, Nebula, World Fantasy adaylıkları olunca insanın beklentisi çok yüksek oluyor. Olmasın.

Doğrusal düzende olmayan bir anlatım, zayıf ve boşluklarla dolu bir evren, zorlama karakterlerle birleşince ihtiraslı taht mücadelelerinin ve tanrıların savaşının heyecan verici hikayesini değil bir çeşit çok karışık sebze çorbası tarifi okumuş oluyoruz. Yeine iyi kız, hoş kız, hakkını vereyim sert kız da olmaya çalışıyor, mesaj kaygısı var filan ama her başı sıkıştığında işini görecek birilerini buluyor, kendisi bir taş atıp da kolunu yormuş değil. Hep memleketi Darr`ın ağaçlarının, ormanlarının reklamını yapıp Yüz Bin Krallık`ın yönetildiği Göksaray`dan birkaç saatliğine ışınlandığı Darr`ın tapınağına gitmek haricinde dışarı adım atmayarak bizi de yazarın yaratmaya ve anlatmaya çalıştığı büyük ve baş döndürücü evrenden mahrum bırakıyor. Kompleks kararlar vermesi yok, sıkıntılı süreçlerde çeneyi ya da saksıyı çalıştırdığını çok sık göremiyoruz. Dediğim gibi, Yeine mesaj kaygılı bir karakter olduğu için bu son kısım bana battı. Nahadoth desen yeni bir Edward Cullen türevi, çok satıyor ya böyleleri… Neyse. Diğer tanrılar ve tanrı-çocukları da ayrı hikaye. Aslında ayrı hikaye de değil, üstünkörü yazılmış hepsi. Nasıl bu kadar adaylık almış anlamadım.

Hafif bir romantik-fantastik öyküsü isterseniz, buyrun. Devamı da varmış hatta, Miras Üçlemesi`nin ilk kitabı bu zaten. Ama sağlam, şehvetli bir romantizm isterseniz, yok. “Gerçek” ve sağlam bir fantastik hikaye isterseniz, o da yok. Gerçek bir hırs ve mücadele, aksiyon isterseniz, siz yine Taht Oyunları`na gidin, ki bu benim sözlüğümde büyük bir laf.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s