Mistborn Serisi: Sonunu Düşünmeyen Kahraman Olur Mu?


Branden Sanderson’ı Zaman Çarkı’ndan veya Elantris‘ten tanıyanlarınız olabilir, ben kendisini Mistborn serisiyle tanımış bulunmaktayım. Bu seriyi de bilimkurgu ve fantastik kültürün ilgililerinin takip etmesini tavsiye ettiğim TürkçeBKF blogundan öğrendim, umarım birkaçınıza da ben sebep olurum.

Mistborn: The Final EmpireÇok koyu bir fantastik kurgu okuyucusu sayılmam çünkü orijinal bir konu bulamayacağıma inandım. Bu konuda bilimkurguyu hep daha zengin bulmuşumdur. İyi adamlarla kötü adamlar savaşır, birkaç hedef vardır, biraz vurdu-kırdı, sonra iyi adamlar kazanır vs. Mistborn‘u farklı kılan şey asıl hikayenin ve sorunun kötü adamın yenilmesinden sonra başlaması. Scadrial diye bir dünyada, Final Empire‘da 1000 yıldır Lord Ruler gücünde ve etkisinde en ufak bir azalma olmadan, bir tanrı-imparator olarak terör estirmektedir. 1000 sene önce Well of Ascension’da bir takım güçlere sahip olmuş ve Deepness denilen, ne olduğu artık unutulmuş bir kötülüğü defetmiş, bütün dünyayı deyim yerindeyse tekrardan yaratmıştır. Ancak bu “kurtarıcı ve birleştirici”nin getirdiği 1000 yıllık istikrarla birlikte, soylularla skaa sınıfı-köleler- arasında ölümcül bir dengesizlik, duraksız bir kül yağmuru, soykırımlar ve sadece soylulara bahşedilen Allomancy gücü de paketin içinde gelmiştir. Çeşitli metalleri ve bunların alaşımlarını içip “yakmak” olarak tabir edebileceğim Allomancy, Lord Ruler‘ın soyluları kontrol etmesini, soyluların da skaa sınıfını kontrol etmesini sağlamaktadır. Her metal ve her alaşım farklı bir güç vermektedir yakan kişiye. Kimisi metalleri çekebilir, kimisi itebilir, kimisi insanları sakinleştirebilir, kimisi hislerini güçlendirebilir vs. Tek bir metali yakabilen kişiye Misting, hepsini yakana Mistborn deniyor. Ve bu acımasız düzende isyankar ve karizmatik Mistborn Kelsier, Lord Ruler‘ın devrilebileceğine ve daha adil, daha yeşil bir dünya kurulabileceğine inanıyor, bunun için Ocean’s Eleven tarzında Misting‘lerden oluşan bir ekip kuruyor.  Tesadüfen buldukları bir diğer Mistborn, kimselere güvenemeyen, hatta ne olduğunu bile bilmeyen genç Vin‘i de alıp eğitiyor, 1 sene içinde biz bu tanrı-imparatoru yeriz diyor. İşin kötü kısmı, spoiler sayılır burası ama, yiyorlar da.

İlk kitap The Final Empire, Lord Ruler’ın devrilmesiyle, Kelsier’in idealistliğiyle egoistliği arasındaki ince çizgide sürekli Mistborn: The Well of Ascensionyer değiştirmesiyle, Vin’in güvenmeyi, güçlerini kullanmayı ve bulunduğu dünyanın Kelsier’inki gibi siyah ve beyazdan oluşmadığını öğrenmesiyle, okuyucunun bu dünyaya alışmasıyla ve dengeleri anlamasıyla geçiyor. Ancak ikinci kitap The Well of Ascension’da, Kelsier’in fedakarlığı ve Vin’in gücüyle yok edilen Lord Ruler’la birlikte, tüm Final Empire’daki dengeler de bozuluyor, isyan etmeye cesareti olmayan soylular isyan ediyor, başkent Luthadel’in başına gelen ve demokrasiye -en azından monarşiye inanan- genç ve idealist Elend başarısızlıkla yüzyüze geliyor, hepsinden daha beteri, Lord Ruler’ın defettiğine inanılan Deepness geri dönüyor. Bundan sonrası sonunu düşünmeyen ve aslında her şeyi sandığı kadar anlamayan Kelsier’in arkasını toplamak zorunda kalan Vin’in hikayesi.

Konuyu kısaca özet geçmekle aram hiç iyi olmadı, o yüzden size neredeyse 2 kitabı da anlatmış bulunuyorum. Öncelikle seriye ilk başladığımda biraz debelendiğimi ve o kadar da iyi bulmadığımı itiraf etmeliyim. Allomancy‘e alışmak, hangi metalin ve alaşımın ne işe yaradığını anlamak bir süre uğraştırdı. Vin’i de çok sevilesi bulduğum söylenemez. Kurgunun da biraz sıkışık olduğunu iddia edebilirim, 1000 yıllık imparatorluğu yok etmek için 1 yıllık yarım yamalak bir çalışma yeterli miydi yani? Çok kısa zamanlarda çok az elle tutulur iş yapılıp çok şey elde edilmiş gibi, o yüzden kurgunun biraz havada kaldığını düşünüyorum. Diyaloglar da oldukça başarısızdı ilk kitapta, Sanderson hiiiç kusura bakmasın. Vin ve Elend arasındaki ilişki de hiç elle tutulur ve okunası değil. Sanderson bunu ikinci kitapla yenmiş en azından, karakterler konuştukça ne olduklarını daha iyi anlamaya başladım.

Mistborn: The Hero of AgesSeriyi okunur kılan ve daha fazlası için devam etmemi sağlayan şeyse, başlıktaki soru. Sonunu düşünmeden kahraman olanlardan sonra neler yaşanıyor* Allomancy filan hikaye, asıl komplolar, politika ve toplum konusunda okumaya değer buldum. Şahsen 12 yıllık bir “istikrar” döneminde, devrilmesi oldukça zor olan bir peygamber-diktatörle yaşadığımız için, ister istemez sonrasını düşünmeye başladım. Bütün bu süreç bittiği zaman gerçek demokrasiye yolumuzu bulabilecek miyiz, toplumdaki derin ayrışmayı kapatabilecek miyiz, ekonomi ve siyasi iktidar arasındaki dengeyi sağlayabilecek miyiz, adalet yerini hiç bulacak mı? Mistborn bu açıdan hem umut veren, hem de umutsuzluğa sürükleyen bir kitap. Üçüncü kitap The Hero of Ages ve dördüncüsü The Alloy of Law arasında 300 yıl geçiyormuş, henüz bu ikisini okuyamadım ama bu sorularıma en azından Final Empire’da nasıl yanıt bulunduğunu öğrenmeyi planlıyorum.

Biraz daha politik bir fantezi okumak isteyen, ana karakter olması gereken kişi işini bitirip sahneden çıktıktan sonra neler olur diye düşünen, D&D kafasından çıkayım diyen varsa Mistborn ilginç bir seçenek. Seriyi roleplaying‘le taçlandırmak isteyenler varsa The Mistborn Adventure Game de bulunmakta. İyi okumalar.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s