Frank: Yaratıcılığın Sınırları Popülerlik Mi?


Bugün Başka Sinema‘da Frank‘i izledik. Filmden bahsetmeden önce Başka Sinema’yı tanıyalım. İstanbul’da 9, Ankara’da 2, Eskişehir ve Bursa’da birer sinemada her gün bağımsız filmler yayınlıyorlar. Kafanızı Hollywood’dan kaldırmak istediğinizde mükemmel bir alternatif. Bir de Sundance ve Toronto açılış filmleri dışında film izlemeyen ben (çok sofistikeyim azizim) pek sevdim. İnceleyin, denk getirin ve siz de izleyin.

Velhasıl, geldik filmimiz Frank’e. 2013 yapımı İngiliz filminde başrollerde Domnhall Gleeson (Weasley’lerin büyük oğlan), Michael Fassbender (daha önce kendisine olan hoşnutsuzluğumu belirtmiştim) ve Maggie Gyllenhaal var. Bu arada Chris Sievey isimli komedyen/şarkıcının Frank Sidebottom isimli karakterinden esinlenilmiş, yani neredeyse gerçeğe dayanıyor. Jon (Gleeson) kendi kendine bayağı acemice şarkı yazmaya çalışırken eksantrik bir gruba denk geliyor, grubun klavyecisi intihara kalkışmışken bizim eleman tam orada yerine geçiyor. Grubun adında hayır yok, Soronprfbs. Eksantrik olması da sadece isimle ilgili değil, hatta en normal şeyi ismi herhalde grubun. Theremin çalınan, sahnede kavganın alasını yapan, gitaristin neredeyse bir kelime İngilizce bilmeyen bir Fransız olduğu ve solist/söz yazarı Frank’in (Fassbender) kafasında kocaman elips biçimli bir maske olduğunu ve bu maskeyi hiç çıkarmadığını belirtmekte fayda var. Frank grubun beyni, Jon’u da seviyor ve grubun hoşnutsuzluğuna rağmen albüm kaydı için İrlanda’ya yanında götürüyor. Açıkça gruptaki en basit tip Jon. Yaratıcılık ortalama seviyede ama diğerleri coşmuş, hele ki Frank. Battaniyenin üzerindeki iplik parçasına şarkı yazan bir adam. Velhasıl Jon albüm kayıt sürecini sosyal medyada paylaşınca SXSW’ye davet edilirler ve grup kopar.

Baştan diyeyim, müzikle alakalı izlediğim en iyi film değil. Özellikle sonu hoş gitmiyor. Ha zaten olayların da sonucu iyi değil ama… Eksik işte. Filmden ne anladığımıza gelince, Tuğçe’yle biraz fikir ayrılığı yaşıyoruz fakat yazıyı ben yazdığım için burada benim borum ötecek. Jon’un grup daha çok tanınsın, Frank’in dehası bilinsin derken aslında grubu sıradanlaştırıyor, kendisine ve daha yüzlerce örneği olan indie popa benzetmeye çalışıyor. Bir yerde haklı, zira çaldıkları müzik kolay bir şey değil. Fakat bu grup daha azını çalacak, her ay yenisi çıkan dar pantolonlu, deri ceketli, serseri tiplilerden oluşan bir grup da değil. Jon grubunu pek iyi tanıyamadı, Frank ne istediğini tam bilemedi, grubun geri kalanı ise fikir belirtmek için çok geç kaldı. Kimsenin amacı kötü değildi ama sonu iyi bitmedi. Sanırım böyle bir yaratıcılığın pazarlanması hem farklı bir bakış açısıyla hem de o yaratcılığın biraz törpülenmesiyle yani uzlaşmayla olmak zorunda. Zor azizim, bir Joy Division yaratmak bu kadar zorken, Soronprfbs yaratmak çok daha zor.

Film güzel. Sonu iyi bitmedi dediğime bakmayın, o kadar iyi başladı ki sonu belki biraz vasat geldi, yoksa pek çok ıvır zıvır filmden kat be kat güzel ve yaratım sürecinin sadece yaratmakla ilgili olmadığını, bunu etrafa açmanın da bir iş olduğunu da anlatan, düşündüren bir film. Hala Başka Sinema yayınlarken kaçırmayın.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s