BECK: Mongolian Chop Squad


Bir önceki Kenshin Live Action yazısını yazdıktan sonra, biraz takıntılı bir şekilde filmi sürekli izlemeye başlayınca, Takeru Sato’yu başka nerede izleyebileceğimi araştırdım ve en iyi seçenek yıllardır okumayı ertelediğim BECK’in live action filmi çıktı!

BECK, 5 kişilik bir rock grubunun sıfırdan yükseliş hikayesini anlatıyor. Oldukça sıradan bir liseli olan Koyuki ve havalı, Amerika’dan taze gelmiş, gitarist Ryuusuke’nin yolu tesadüf eseri kesişir. Koyuki, Ryuusuke’yi görüp gaza gelir, sadece dandik bir pop yıldızını dinleyen şuursuz bir dinleyiciden iyi bir rock müzik fanına dönüşür, heveslenip gitar öğrenir, olaylar gelişir ve Ryuusuke’nin yeni kurduğu BECK isimli rock grubuna dahil olur. Hikaye, özellikle Koyuki ve Ryuusuke üzerinden aksa da, grubun diğer üyeleri baterist Saku, rapçi Chiba ve basçı Taira yan karakter sayılmazlar; özellikle grubun başındaki, herkesi toparlayacak kişiliği ile Taira ve sakin, arkadaşına her daim destek veren Saku’yu okumak/izlemek çok hoştu. Grubun başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmiyor, zaten Japon müzik endüstrisinde daha işe başlamadan düşman ediniyorlar, Koyuki’nin Ryuusuke’nin kızkardeşi Maho’yla ilişkisini ve grubu baltalamak isteyen bir başka eleman var, taa Amerikalardan Ryuusuke’nin belalısı olan bir gangster prodüktör var, albüm çıkartacaklar para yok. Bellerini doğrultuncaya kadar çekmedikleri çile kalmıyor ama bu yolda inanılmaz iyi canlı performanslar sergiliyorlar, underground bir fan kitlesi ediniyorlar. Bunda sıradan, bir zamanların ezik Koyuki’sinin milletin ağzını açık bırakan sesinin önemli bir rolü var.

 Japon bir grubun dünyaya açılmasının zorluklarını yaşıyorlar, sürekli aklıma kendi dinlediğim Japon müzisyenler geliyor. Bazen eh, o kadar da zor değilmiş diyorum, bir animeye soundtrack döşeyince Türkiye’de bile dinleniyorsun diyorum, bazen de yok yahu, o noktaya kolay gelinmiyor olsa gerek diyorum.

Mangayla ilgili en kötü şey, o performansları dinleyememek oldu. Festivalde çıkıyorlar, tamam manga okuyorum ama festivaldeyim aynı zamanda, tek eksik ses. Animenin soundtracklerini dinliyorum ama istediğim şey bu değil, ben BECK’i canlı canlı izlemek istiyorum! Pek çok sahnede tüylerim diken diken oldu resmen, moral bozucu bunca şeye rağmen epik performans sergilemeleri belki her shounen mangada beklenen bir şey, ama dediğim gibi atmosfere kendinizi çok rahat kaptırabilirsiniz. Yine tipik bir shounen manga olarak, çok idealist bir grup insan anlatılıyor. Çok çalışıp çok inanınca kazanıyorsunuz. Dibe vurmadan zirveyi göremiyorsunuz. Belki böyle yazınca çok sıradan görünüyor hikaye, ama fark ettiyseniz buraya çok fazla anime/manga yazmıyoruz, yazdığımıza göre bir şeylere güvenip de yazıyoruz değil mi?

Mangaka Harold Sakuishi belli ki iyi bir müzik dinleyicisi, her yerde efsane gruplara göndermeler var. Queen, Sex Pistols, The Beatles, Red Hot Chilli Peppers, Radiohead, Nirvana aklıma ilk gelen isimler. İyi bir hikayenin, iyi müzisyenlerle desteklenmesi çok güzel olmuş. Aynı zamanda bilmediğim bir dolu detayı da öğrenmiş oldum, eğitici-öğretici yanını es geçmeyeyim. Hatta gaza gelip gitar alayım diyeceğim de, maymun iştahlılık etmeyeyim, bir blogu zor idare ediyoruz.

Çizimlere değinmeden geçemeyeceğim. İlk birkaç bölümde çizimler bir acayipti, sonradan mükemmelleşti (mangayı okurken festivalde gibiydim diyorum, daha nasıl öveyim?). Küçük detayları bile zarif bir şekilde vermiş Sakuishi ve asistanları, beğendim.

Bu arada animenin soundtracklerini de biraz dinledim, fena değil. En azından mangada bu kadar fan toplayan şarkılar hakkında bir fikir edinmek açısından hoşuma gitti, ama beklentilerimi karşılamıyor, ne yalan söyleyeyim. Zaten herhalde bu yüzden olsa gerek, live action filminde Koyuki’nin sesini duyamıyoruz. Yani şarkıyı söylüyor, herkesin ağzı açık kalıyor ama nasıl bir sesi olduğu izleyiciye kalmış. Belki böylesi daha iyidir.

Fırsat bulursam animesini de izlemek istiyorum çünkü çok övülmüş, müzikler animeyle daha bir bütün halinde olsa gerek. En kısa zamanda da live action’ı izleyeceğim, Takeru’cuğum nasıl bir performans çıkarmış merak ettim.

Bu mangayla beraber, en sevdiğim mangalar listesi de oluşmuş oluyor sanırım, bu listeyi de paylaşmadan geçmeyeyim:

1. *Mushishi – Urushibara Yuki. Beni mikolog yapan mangadır. Herkes neden gıdadan ziraate geçtin diye soruyor, kimselere diyemiyorum, Ginko bana ilham verdi diye.

2. Genshiken – Shimoku Kio. Üniversitede kulübünüz mü var? Okuyun, dünyanın her yerindeki kulüplerde nasıl aynı olaylar yaşanıyor görün.

3. Rurouni Kenshin – Nobuhiro Watsuki. İtiraf edeyim, mangayı daha geçen hafta okudum. Kenshin’in animesini izleyince pek mangaya bakma gereği duymamıştım ama çok fena yanılmışım. Hayatımda okuduğum en iyi hikayelerden biri olabilir.

4. *BECK: Mongolian Chop Squad – Harold Sakuishi (asıl adı başkaymış). Daha ne anlatayım?

5. Kareshi Kanojo no Jijo – Masami Tsuda. Türkiye’de Kare Kano’nun fansubını okuyan bir blog okuyucumuz var mıdır acaba? Şimdiden özür dileriz, çünkü o projenin çevirmenleri bizdik ve sırf bizim tembelliğimizden yarım kaldı. Bende özel bir yeri vardır,  animesinin Gainax’tan çıkması ayrıca hoşuma gider. Bende shoujoyu daha baştan bitiren mangadır, üstüne tanımam, aynı konuda bir dolu manga var, onların hepsini cebinden çıkarır Kare Kano. Tembeliz, çok özür dileriz.

*Bu iki manga da Kodansha Manga Ödülü sahibi. Ben şahsen ciddiye alıyorum, sizi bilmem. Ödüllerin boşa gittiğini düşünmüyorum 🙂

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s