Fish Tank


Buralar yine her zamanki gibi boş kalmış. Tembellik zor zanaat sevgili dostlar. Herkeste böyle kabiliyetler yoktur. Otur her gün 2-3 film izle, her hafta yeni bir şeyler dinle ama yazma. Eh yazar değiliz sonuçta ama bu kadar da meydan boş kalmamalı.

Size bugün Fish Tank’ten bahsedeceğim. Bunun ilk sebebi şudur ki haftaya Salı itibariyle 25 günlük Büyük Britanya gezime başlıyorum ve film bana eksik gedik kalmadan İngiliz banliyölerini anlatsın ki bir kültür şoku yaşamayayım. Diğeri de daha önceden bunu izlemeliyim deyip unutup ve şimdi tekrar bulmam, indirmem ve oturup izlememden ibaret.

Filmin konusu şöyle: Ergen bacımız Mia, 15 yaşın ve alt sınıf bir hayatın getirdiği huzursuzluk, bıçkınlık ve asabiyetle küçük keş kızkardeşi ve hafifmeşrep annesiyle yaşamakta. Fazla enerjisini boş dairelerde hiphop müzik eşliğinde dans ederek harcıyor 15’lik yavrucağız. Annesi eve sıcakkanlı, seksi ve yeni erkek arkadaşı Connor’ı getirdiğinde Mia bir kat daha huzursuzlanır çünkü bu yeni manita abi-baba-sevgili karışımıyla genç kıza yaklaşır. Bu arada Mia dans yarışmasına katılmak ister, eleman ailenin iyice bir ferdi olma yolunda ilerler ve olaylar gelişir.

Oyunculara gelmeden önce şunu belirteyim, kızın başına ne bokluk varsa gelecek diye gerim gerim geriliyor insan. Zaten kız rahat duran bir tip değil ama öyle olsaydı bile “ben sana güvenmiyor değilim, etrafa güvenmiyorum yavrum” diyen bir annenin eksiği hissediliyor. Connor da tedirgin edici bir insan. Bir bakıyorsun, ne temiz adam, bak elini sürmedi kıza; bir bakıyorsun gözünün altından kızı kesiyor. Şimdi oyunculara geçersek –zira filmin esası oyuncuların performansıyla belirleniyor- Mia’yı oynayan Katie Jarvis kızımız şans eseri bulunmuş biri, hemi de tren istasyonunda manitasıyla kavga ederken. Dikkat edin sağda solda kavga ederken yani. Baş dik, göğüs dışarı, tane tane bağırın, kim keşfedecek belli olmaz. Kendisini oynamış, diyecek bir şey yok. Billy ise meşhur metalbender Michael Fassbender (bu espriyi de ölene kadar yapabilirim). Daha yeni Shame’i de izledim, ikisi üst üste geldi açıkçası. Ben bu arkadaşı sevmesem de aslen iyi oyuncu. Yani oynadığı filme zenginlik katıyor diyeceğim ama doğru kelime bu değil. Siz de izleyin bakalım siz ne kelime bulacaksınız.

Film ödüllü, 2009’da Cannes’da Jüri Özel Ödülü’nü,  2010’da BAFTA’yı kazanmış. İlk başta ergenlik filmine bu kadar ödül çok gibi gelse de aslında bir kaçamama filmi. Mia daha büyük olsaydı ne değişirdi mesela? Hiç. O yüzden bu bir kızın hikayesi değil, bir neslin, bir kesimin kaçış hikayesi. Boş ve amaçsız yetişen bir gençliğin peşinden gelmeyen, sorumluluk sahibi olmayan bir topluma uyarı gibi.

Oturun izleyin bu yaz. Batman’miş, Spiderman’miş iki arada bir derede bunu aradan çıkartın. En azından şişirilmiş bir Hollywood filminden daha çok hissiyatla bitirirsiniz bu sıcak günleri.

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s