Marilyn’le 1 günde ne koptuk!


My Week With Marilyn, Marilyn Monroe’nun  1957’de The Prince and the Showgirl filmini çekerken ortamdaki asistan elemanla kopuşlarını anlatıyor. Özeti budur. Detaya inelim:

Colin Clark, zengin ailesine ve öncelikle kendisine kendini kanıtlamak istemektedir, bunun için de film endüstrisine girmeye karar verir, para gani olmasına rağmen sekreterlik başta olmak üzere en alttan başlar işe. Sir Laurence Olivier (ki kendisini artık yaşlanmaya başladığını kabul etmemiz gereken Kenneth Branagh oynuyor) ve eşi Vivien Leigh (Scarlett O’Hara desem?), Colin’i zenginler kulübünden tanır ve yeni çekilen filmlerine 3. asistan olarak girmesini sağlarlar. İşin en kaymak yanı ise, üçüncü kocası Arthur Miller’la yeni evlenmiş olan, dünyaca ünlü ve dehşet güzel Marilyn Monroe’nun da filmde oynayacak olmasıdır. Ancak Marilyn’in oyunculuğunu ortaya koyabilmesi için herkesten gizlediği özgüvensizliğini ve mutsuzluğunu bir kenara koyması gerekmektedir. Colin de tam bu noktada Marilyn’in dikkatini çeker.

Michelle Williams basbayağı Marilyn olmuş. Açıkçası nefesim kesildi bazen, hem çok güzel, hem de çok benzemiş. Bilemiyorum, belki de ben benzetmişimdir bu kadar ama yok ya, aynısının tıpkısının benzeri olmuş. Zaten Golden Globe’u almış, sonuna kadar hakettiğini düşünüyorum (diğer adayları izlemedim ama..). Bir şekilde empati kuruyoruz, kadın haklı, herkes ondan Marilyn Monroe olmasını istiyor, kimse de “aa bu kadın süper oyuncu, şöyle akıllı, böyle hisli bir insan” demiyor, salyaları akarak “aa meme, g.t (afedersiniz), sarışın salak, hehe,” diyor, e kadın da farkında bunun, insan depresyona girmez de ne yapar? Kocasında da iş yok, rezalet. Akıllı, kültürlü, oturaklı diye adam almış, o da kadının aslını görünce ben nerden geldim buraya diye dolanıyor ortada. Yazık, cidden yazık.

Bir Emma Watson vakası da var tabii. Bu kız hala olmuyor. Tamam, çok güzel pozlar veriyorsun dergilere ama filmlerde hala Hermione’sin! Gözümün önünden gitmiyor, az sonra çemkirecek yine birilerine diye korkuyorum, ki çemkiriyor, işler daha da kötü oluyor o zaman. Burdan sesimi duyun, bu kıza çooook farklı bir rol vermeniz gerek ki biz onu Hermione olarak görmeyelim.

Bu arada olaylar gerçekmiş, Colin Clark da sonradan belgesel yapımcısı olmuş. Aslında düşününce film mutsuz sonla bitmedi, çekilen film çok güzel tamamlandı, film bittikten sonra herkesin sonra ne olduğu yazıldığında Marilyn’in başarısından bahsetmeleri hoş olmuş. Ben beğendim filmi, 7/10 verdim, izleyin gençler.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s