Sleeping Beauty: Uyansa Dert, Uyanmasa Dert


1 ay olmuş yazmayalı. Halbuki bu bir ayda bir sürü yeni grup dinledik, neredeyse hepsini sevdik, bir sürü filmi izlemeye mahzar olduk ve bir-iki kitap bitti galiba. Velhasıl, bu seçeneklerden en kolayı ve sanırım ki blog okuyucularımızın en ilgisini çekebilecek olanı geçtiğimiz Film Ekimi’nde gösterime giren Julia Leigh’in Sleeping Beauty’si olsa gerek. Zira cıbıl genç hatun denilince hangimizin aklı çelinmiyor?

Öncelikle belirtmem gerek ki Emily Browning en sevdiğim genç nesil oyuncu değildir. Tuğçe’nin aksine Sucker Punch’ı da beğenmemiştim. Bunun en büyük sebebi bahsi geçen ablamız olmasa da kendisinin hiç emeği yok diyemem. Biraz burnu büyük bir havası var; beyaz tenliyim, kocaman dudaklarım var, Şoray kanunlarıyla yaşamıyorm ve ukala Avrupalı kadın modeline daha anlamını çözmeden çoktan uyum sağladım gibi bir imajı var bende. Sevemem ben bunu. Ama filmi kızdan bağımsız değerlendireceğim, söz.

Konu aslında iç gıcıklayıcı. Bilmeyenler için anlatalım: Lucy üniversitede çalışıp para kazanıyor, işte barda temizlik, ofiste fotokopicilik vs. Ama sanırım yetmiyor gençkızımıza ki gördüğü başka bir ilana başvuruyor. İş tanımı biraz Eyes Wide Shut tarzı gizli bir toplulukta garsonluk, daha sonrasında da bir uyku ilacıyla uyutulup geceyi müşterilerden biriyle geçirmek. Ama bu arada herhangi bir ilişki söz konusu değil. Yani enteresan ve ilgi çekici olduu kesin bir hikaye. Fekat iş karakterlere gelince…

Lucy soğuk bir kız. Hani yaptığı iş dolayısıyla da belki soğuk olması gerek ama genel olarak da ve hatta film oyuncusu kimliğiyle de pek görev bilinciyle hareket ediyor gibi. Bir kere bu bizi filmle aramıza bir mesafe koymaya sürüklüyor. Yani kıza herhangi bir sempati besleyemiyoruz. Çünkü okuduğu her ne ise nasıl bir işe ihtiyacı var ki kendini satmak zorundasın? Ayrıca ders de çalışmıyor. Hani çok ödevini, okumayı önemser de okulu bırakamaz. Okula da görev gibi gidiyor, okul parasını da zorunluluktan çıkarıyor, garsonluğu da öyle, arkadaşlığı da. Lucy’nin bir de arkadaşı var Birdmann. Hasta bir eleman ama hastalığı ne pek çıkaramadım. Her neyse, bunların arası da iyi ama acayip bir halleri var, adam buna pek sevecen, kız da –yine görev gibi- evlen benimle falan diyor, böyle iyi arkadaşız ama az konuşup birbirimizi anlamayız tipleri… Ben elemanın amacını çözemedim mesela. Yani senaryoya katkısı ne, kızın hayatındaki yeri ne, olayı ne, o ne bu ne?.. Bu ikisinin dışında iş veren Clara var. Zaten bir tek onun varlığı bir şekilde sahnelerde duygu -o da ε kadar hani- anlamına geliyor. Çalıştırdığı kızlara karşı bir sorumluluk gösteren, bir nevi de koruyan bir kadın. Ben beğendim, kadın hakkında açık bir soru uyanmadı bende.

Genel anlamda ise hem senaryo, hem oyuncular hem de çekim olsun oldukça soğuk geldi bu film bana. Herhangi bir albenisi olmayan, sanat filmi çektim demek için az diyalog, bol kesik sahneler, ilk sahneden itibaren anlamını kaybeden –hele ki çocuk vücutlu biri söz konusuyken- anlamsız çıplaklıkla ilgi çekmeye çalışan amatör bir film gibi. Yine de şurada hakkını yemeyelim, Uyuyan Güzel’e kabaca göndermeleri var ama filmi hoş kılmaya yetecek kadar baskın bir amaç sezilmiyor. Bence büyütüldüğü gibi değil.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s