Samimiyet ve Müzik Üzerine Bir Tartışma


Çok sevgili okuyucularımız, burada tek amacımız şunu okuyun, dinleyin, izleyin demek değil. Biraz da düşünmeye sevk edelim sizi. Dünya meseleleri hakkında da über tartışmalar çevirebiliriz burda tabii, Beşar Esad’la aramız neden bozuldu, vicdani reddi neden destekliyoruz/desteklemiyoruz, ekonominin durumu ne olacak, Van depremi için gönderilen paralar ne olacak, Yunanistan’a ayar üstüne ayar kayan Merkel’e vereceğimiz plaketin üstüne Almanca mı “Aslansın hatun!” yazalım, İngilizce mi, 9gag cidden gençlerimizi ve orta yaşlılarımızı zehirliyor mu, yoksa asıl korkmamız gereken şey çizgi filmler mi gibi konu başlıklarımız cebimizde duruyor. Bunları baştan söylüyorum ki, az sonra yazacaklarımı değerlendirirken biraz daha insaflı davranın, sadece entel dantel konularda fikir yürütmüyoruz (sadece daha entel dantel konulardaki fikirlerimizin büyük bir kısmını sizinle paylaşmıyoruz;))

Neyse. Özet geçiyorum: Lana Del Rey adını kullanan bir genç kızımız var. 1986’lı, gerçek adı Elizabeth Grant, Amerikalı. Ben bu kızımızı Radyo Atmosfer‘de dinledim Blue Jeans parçasıyla. Valla güzeldi şarkı, dikkatimi çekti, indirdim vs. Az sonra linkini de vereceğim, heyecanlanmayın. Bu kızımız önce bir albüm çıkarmış, tutmamış. Sonra başka bir albüm çıkarmış, tutmuş. Buraya kadar çok normal. Bundan sonrası karışık, nasıl anlatacağımı bilemiyorum. İlk albümü çıkarırken normal, sıradan bir kızken, bu ikinci albümde farklı bir yaratığa dönmüş. Sadece dudaklara silikon diyorlar ama ben burundan da emin olamadım açıkçası. Normal indie-popçu kız gitmiş, ’50-60’lardan fırlamış, vintage bir kadın gelmiş. Video Games diye bir klibi de var, mavi ve kahverengi filtreyle çekilmiş gibi duran kareler (fotoşopta öyle oluyor, yoksa çok bildiğimden değil), bazı siyah beyaz görüntüler vs var. Arada kızımızı da görüyoruz, doğal olmayan bir görüntüyle uykulu ve içli bir şekilde şarkısını söylüyor. Burda altını çizmek istediğim konu şu: Doğal olmayan görüntü.

Bazı çevrelerde bu görüntü müziğin önüne geçmiş durumda. Sadece görüntü bile değil. Kız varlıklı bir ailenin kızı gibi görünüyor Wikipedia’ya göre, ama çıkıp “ay ben 2 yıl önce karavanda yaşıyordum, serseri takılıyordum yane” gibi demeçler vermesi, 2011 yılında Nancy Sinatra’lık taslaması biraz sinirleri bozmuş. Dudaklarının da doğal olduğunu iddia etmiş ki, bsg diyen çevrelere katılmadan edemedik. Biraz internetleri karıştırırsanız ciddi tartışmaları okuyabilirsiniz, Youtube yorumlarından bahsetmiyorum bu arada. Kızın samimiyetsiz olmasına takılmış durumda. Herkes şarkıların hakkını veriyor, kimsenin şarkılara sesinin çıktığı yok, ama kızın “albümüm tutmadı, dur ben bi kendimi baştan yaratayım, bir de masal uydurayım, çünkü bunu yapabilecek param var, her yola da gelirim ünlü olmak için” demesine takılmış insanlar. Bir de indie deyince farklı bir hava yakalıyoruz, indie demek bağımsız, küçük şirketlerden albüm çıkarmak demek, kızımız başta indie olmayı denemiş, olmamış, sonra büyük bir firmayla anlaşmış, olmuş. Ama artık bu bir türü de ifade ediyor, o yüzden bunun bir adabı da var sanki. Ve bu şekilden de öte, bir samimiyet gerektiriyor.

Ben şahsen Blue Jeans’i çok beğendim, ama bilemiyorum, bu kadar beğendiğim bir şarkının yazarıyla/şarkıcısıyla aramda bir şekilde bir bağ kurulduğunu hissetmeden edemiyorum ve LDR’in böyle saçma bir maskeyle karşıma çıktığını bildikten sonra kimle bağ kurduğumu anlayamıyorum. Bu şarkıdan aldığım zevki değiştirmez tabii, ama bir yerlerde kendimi kaptırmamı da engelliyor. Hani insan bazı gruplarla, şarkıcılarla kendi kafasında kanka olur, gider onlarla bir bira içer, dertleşir, dedikodu yapar, çünkü onlar size kalplerini açarlar müzikleriyle, kendi hayat hikayelerini, hayat görüşlerini sunarlar (ben hep böyle düşünmüşümdür), siz de onlara kayıtsız şartsız güvenirsiniz. Bu sizin o şarkıları benimsemenizi sağlar, o şarkıda kendi hikayenizde parçalar bulmanızı sağlar. İşte burda LDR feci kaybediyor dinleyiciyi. Dün Gökçe’yle de konuştuk bunu, şu tanımlamayı yaptım: LDR biraz gay olduğu halde kadın hayranları tavlamaya çalışan zavallı boyband elemanları gibi, para kazanmak için kim olduklarını unutmak zorundalar ve endüstri onlara ne sunmalarını söylüyorsa onu sunuyorlar. Özgürlüklerini kazanmaları için boyband devrinin kapanmasını beklediler.. LDR de hedef kitlesi indie pop dinleyen ve şarkıcıdan ziyade şarkıya odaklanan insanlar olan bir şarkıcı için garip bir şekilde normal olmayan bir dönüşüm geçirmiş. Saçma olmuş işte.

İşte tartışma ve düşünme konusu: Bir eseri (müzik, film, kitap vs her şey olabilir) benimseyebilmek için eser sahibinin samimiyeti elzem midir?

Konu hakkındaki faydalı linkler:

http://amyrebeccaklein.tumblr.com/post/10289462572/the-problem-with-lana-del-ray

http://www.good.is/post/why-does-indie-music-hate-lana-del-ray/

http://www.hipsterrunoff.com/altreport/2011/09/lana-del-rey-exposed-b4-she-was-alt-she-was-failed-mnstrm-artist-without-fake-lips.html

Reklamlar

“Samimiyet ve Müzik Üzerine Bir Tartışma” üzerine 4 düşünce

  1. oasisten beğendiğim bir cümleyle tartışmaya karşı taraftan katılıyorum: please don’t put your life in the hands, of a Rock n Roll band -who’ll throw it all away.
    evet gruplarla, şarkıcılarla kafamızın içinde kankayız ama bunu büyütmeye de gerek yok. bence biçim her şey değil ve o sözleri önemli kılan şey onları söyleyen için de önemli olmasından çok senin için önemli olması.

  2. Belki de beğenmediği için estetik olmuştur bunun içinde art niyet aramanın gereksiz olduğunu düşünüyorum. “Ay çok ünlü olucam oley” der gibi bir havası olduğunu sanmıyorum öyle olsa binbir skandallar çevirir gündeme bomba gibi düşer hop orada hop burada görünürdü. Ama kalitesiyle bir şeyler yapmaya çalıştığını görüyorum ben kendi adıma. Ki gerçekten harika bi sound yakalamış tebrik ediyoruz. Önceki albümüde gerçekten iyi niye böyle bir değişiklik yapmak istedi bilemiycem. Lizz Grant ismi de biraz kulağı tırmalıyor aslında Lana Del Rey olması da iyi olmuş gibi. Neyse çok konuştum gibi ama bu sene ve önümüzde ki senenin en seveceğim sanatçısı olacağı kesin 🙂

    1. işte ben de onu soruyorum: neden bir değişime ihtiyaç duymuş? ki sadece estetikten ibaret değil bu değişim, dikkatini çekmek istiyorum. sex sells demiş birisi, kız tipini ve tarzını değiştirmiş tamamen. bana bu biraz adice geldi. müziğine bir şey demiyorum, benim de hoşuma gidiyor. sadece çok bayağı bir hareket bu.

      1. bayağı ve adice demek çok ağır. gereksiz belki ama tarz değiştirmek suç değil. ben de 2 sene önceki insan değilim, sen de, o da. sex sells ama arkadaşın dediği gibi kızın sevgili hikayeleriyle veya çıplak pozlarıyla muhatap değiliz. dudağına silikon yaptırmış. ee, yani? yok efendim şarkı sözleri samimi değilmiş. önemli mi?
        samimiyeti yaratan dinleyicidir, şarkıcı değil. sen o sözlerde ortak bir şeyler bulursun, o ses sende bi anı ifade eder, öyle seversin. şarkıcı sadece o bağlantıyı yaratabilmen için var. gerisi reklam.
        sen klibi, reklamı, silikon dudakları görmeden şarkıyı sevdin mi, kızın sesi yumuşacık geldi mi, birşeyler hissettirdi mi? evet. söylenecek başka birşey yok. nme de yılın singleı videogames seçmiş, altına imzamı atıyorum. kız son çeyrekte golünü attı kornerden. yeni yılda da beklediğim ilk albüm ldr’dir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s