Benim Olmayan Tahtın Oyunları


Diziyi izlemedim. Kitabı bitirmeme az kaldı. İlk elime aldığımda oldukça hızlı ilerleyen, HBO’nun bu seneye damgasını vuran uyarlama dizisinin kitabı olan George R.R. Martin’in yazdığı A Song of Fire and Ice-Buz ve Ateşin Şarkısı serisinin ilk kitabı A Game of Thrones-Taht Oyunları, bence biraz abartılıyor.

Aslında farklı bir kurgusu var. Birkaç karakterin gözünden anlatılıyor hikaye:  Kışyarı-Winterfell Lordu Eddard Stark, hanımı Catelyn Stark, çocukları Bran, Arya, Sansa ve Lord Stark’ın piçi Jon Snow, Kraliçe Cercei’nin cüce kardeşi Tyrion Lannister ve düşmüş Targaryen hanedanının prensesi Daenerys Targanyen. Hikayeden haberi olmayanlar için özet geçelim: Lord Stark ve hanımı Kışyarında,dokuz sene süren yazdan sonra gelecek uzun kışı beklerken, Kral Robert aynı zamanda kankası olan Eddard’a kendisiyle beraber güneye gelip Kral Eli olmasını teklif ediyor. Starklar ve Lannisterlar arasında birbirinden hazzetmeme durumu olduğundan, Eddard, Lannister  Lordunun kızı, Kraliçe Cercei’nin dibinde, alıştığı soğuktan uzakta, sıcak Kral Toprakları’na gitmeye pek hevesli değil. Ancak oğlu Bran’in hayatına kastedilmesi ile kahrolan karısının bu işi çözmesini istemesi, kankasının ısrarı, baba gibi gördüğü Lord Arryn’in beklenmedik ölümünün arkasında yatan esrarın da biraraya gelmesiyle gözünü karartıp kızları leydi olma meraklısı Sansa ve onun tam zıttı, erkek fatma Arya ile güneye doğru yola koyulur. Bu arada Leydi Catelyn’in zerre sevgi beslemediği Jon Snow, Gece Nöbetçilerine katılmak için amcasıyla kuzeye, Sur’a gider, hayatını Nöbetçiler’e adayacak, evlenmeyecek, ailesini unutacak ve Sur’un geri kalanındaki dünyayla pek ilgilenmeyecektir. Tyrion ise hem ailesi, hem de çevresindekiler tarafından dış görünüşü nedeniyle  aşağılan, hor görülen biri olmasına karşın kendini kanıtlamak üzere hırslarını akıllıca yönlendirebilen bir adam. Daenerys’in durumu daha da acıklı; ufacıkken ailesi katledilmiş, kendi hayal alemine dalarak yardım istediği herkesin dalga geçtiğini göremeyecek kadar aptal, kendini beğenmiş ve acımasız ağabeyi Viserys tarafından vahşi Dothraklar’ın lideri Khal Drogo’ya bir avuç adam için satılmak üzeredir. Bütün Yedi Krallık ve ötesinde taht için entrikalar dönerken, Sur’un ötesinde tekinsiz güçler, Ötekiler, kışla birlikte ağır ağır varlıklarını hissettirmeye başlamıştır.

Eveet. Zilyonlarca isim arasından 2 kelimeye odaklansak yeter: taht ve entrika. Şimdi tam da burada bir konuda naçizane fikirlerimi sunmak isterim: arkadaş, taht dediğin entrikasız olur mu, kan dökmeden ele geçirilir mi allasen? Biraz durup düşünelim! Kitabı okurken öyle bir an geldi ki, ya taht benim tahtım mı, bana ne bunlardan deme noktasına geldim. En ilgi çekici kısım Ötekiler’in durumu, ama o da o kadar geri plandaki.. Arka planda ne bir felsefe var, ne de olayları sıradanlıktan kurtaracak bir motivasyon var. Açın Roma İmparatorluğunun deli imparatorlarını okuyun, yemin ediyorum tarih çok daha nefes kesici! Bu kısır ve sönük sayılabilecek temada 5 uzun kitap daha var. İşler ilginçleşiyor mu diye Wikipedia’ya bir göz attım da, sonu afedersiniz b.k çukurunda bitiyor (le classique). Karakterlerin hepsi bir ara yükseliyor, bir ara düşüyor. Bu kadar anladığım kadarıyla. Olay da kıytırık bir taht çevresinde dönüyor. Tamam, entrika hep ilgimizi çeker de, bunun bu kadar uzun sürmesi ne alaka? Bir de dediğim gibi, bir motivasyon gerek. Bence en büyük eksik bu, bir türlü olayın içine dalamıyorum. Ya yazım şeklinden kaynaklanıyor, ya da tüm hikaye göründüğü kadar sığ. Yüzüklerin Efendisiyle karşılaştıranlara buradan ufak bir ayrıntı: LotR,ne olursa olsun bir yol hikayesi. Bizler Yüzük Kardeşliğiyle beraber yol aldığımız, maceraları beraber yaşadığımız, seçimleri beraber yaptığımız, olayları beraber öğrendiğimiz, acıyı beraber çekip beraber eğlenip tütün sardığımız, ve eve tüm yaşadıklarımızı beraber götürebildiğimiz için bu seriyi göklere çıkarıyoruz. Buz ve Ateşin Şarkısı, bu konuda oldukça vasat bir iş çıkarıyor, hikayeye okuyucuyu dahil etmiyor, ve 10 sayfada bir başkasının gözünden olaylara baktığımız için baş döndürüyor, bir hatta kalınamamıyor.

Bir ihtimal olaylar Eddard Stark yerine Cercei’nin gözünden anlatılsa, belki kaybedenler kulübünden ziyade kazanan tarafı izlemek daha hoşuma gidebilirdi. Burada yazar bana kalırsa kolaycılığa kaçmış. Eddard, saftirikliğiyle kaybeden ve açıkçası doğal seçilimle elenmesi gereken bir karakter. Bu adama onurdan başka bir şey bahşetmemenin çok adil olduğunu söyleyemem. Catelyn’in karakterini kurtarmak için yapılan cesaret örneği dahi çok havada kalıyor. Zaten özellikle kadın karakterler özensiz, hepsi o kadar zıt ve tek boyutlu ki.. Sansa prensin aşkından başka bir şeye odaklanamıyor, Arya’nın yaramazlıkları da özellikle bir kanala aktarılıyor. Belki Daenerys biraz daha üstünde durulmuş, karakteri gelişen biri. Bran’i kitabın yarısına geldiğimizde unutuyoruz zaten. John Snow, erkek karakterler arasında umut vaadediyor, ama o kadar erken vaatler gerçekleşiyor ki, adamı merak etmemizin tek sebebi Sur’un ötesi oluyor.

Ha, tam dizilik bir hikaye, orası ayrı. Millet ayıla bayıla izler. Ben de izlemeyi düşünüyorum mesela. Ancak kitaba yatırım yapmanızı önermiyorum.

Reklamlar

“Benim Olmayan Tahtın Oyunları” üzerine 2 düşünce

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s