Krallığa Giden Yol Konuşmaktan Geçer


Yazı yazmaya verdiğimiz uzun arayı sayın cuymhurbaşkanımızın şahsi tavsiyesi ve görüşü üzerine bozmaya karar verdim. Bana kendi DVD arşivinden izlediği son filmi verdi, ben de bugün annemle oturdum izledim. Zoraki Kral’dan bahsediyorum tabii ki.

Öncelikle bahsetmem gereken kişi Colin Firth. Adamı Mr. Darcy olarak zaten bir prens mertebesine oturtan hayranları, şimdi kendisini kral olarak izleyerek hakettiği yerde görmekten ve doğru adama oynamaktan gurur duyuyorlardır –yani ben duyuyorum en azından. Son zamanlarda romantik filmlerin adamı olmanın ötesine geçebileceğini üstüne basa basa ve daha çok da sakince bize gösteriyordu, ama artık Oscar almaya son 10 gün kaldı. Bunun haklı bir ödül olacağını söylemeye gerek yok, çünkü oynadığı son rol 6. George, kekeme bir kralın II. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde tahta geçişini konu alıyor.

Konuyu gazeteden internetten ve cumhurbaşkanlığının resmi sitesinden edinebilirsiniz pek tabii ki, o sebeple üstünde durmayacağım. Üstünde durulması gereken konular alçakgönüllü bir kral portresinin ne kadar iyi oynandığı ve yardımcı rol diye belirtilen bir rolün aslında başrole ne kadar yakınsadığıdır. Pek İngiliz milletinden beklenmeyen bir alçakgönüllülük, güvensizlik, isteksizlik filmde cömertçe verilmiş. Colin Firth’ün zaten kendi hal ve tavırlarının da genel konsepte uyduğu da aşikar. İnsan yadırgamıyor yahü kral olarak adamı. Çocukları Elizabeth ve Margaret’la ilişkisi, abisinin sorumsuz davranışlarına başkaldırma isteği ve tabii ki yapamaması, terapistine ve terapistinin gösterdiği üzre kendisine olan ciddi güvensizliği ve belki de görmekten pek hazzettiğimiz Helena Bonham Carter’ın oynadığı eşinin desteği filmin en güzel ve aslında en temel direği. Çünkü adamı kekeme yapan çocuk hayatındaki çevresi, fakat kekemelikten kurtulmasının en büyük dayanağı ise bu sefer de ailesinden oluşan çevresi. Kral olmak istememesi bir yandan pek tabiiyken, kral olmak istememesinin en büyük sebebi olan kekemeliğini yaratan da kendini kral yapan abisi ve dolaylı babası. Zor tabii, çocukluğuna inildiğinde zor şeyler yaşamış, kimse yaşasın istemeyiz, hangi milletten olduğu veya ne işe baktığı önemli değil.

Yardımcı rol ise Geoffrey Rush’ın oynadığı konuşma terapisti. Geoffrey Rush, kraliyet ailesine ilk kez yardım etmiyor bu filmle. Daha önce Elizabeth’te de kendisini baş danışman olarak izlemiştik. Üstüne yapışacak diye korkuyorum fakat bunun dışında bir itirazım yok. Zira kendisini Karayip Korsanları dışında çok sık göremiyoruz artık. Zoraki Kral’a gelince, filmde kullanılan görselliğin büyük çoğunluğu kralın zor durumunu anlatmak amacıyla sahneler dar ve sıkıştırılmış bir çadır gibi kralın üstüne çökecek gibi gelse de Geoffrey Rush uzun boyu ve sağlam duruşuyla hem krala hem de sahnelere destek oluyor, neredeyse o çadırı ayakta tutan baş eleman vazifesi görüyor. Hem işini iyi yapması hem de bunu yavşak bir dost havasında yapması ise karakteri seyirciye belki çok da sezdirmeden sevdiriyor bence.

Sayın Gül, 6. George’un kızı 2. Elizabeth  ve ben diyoruz ki filmi beğendik, sizin de beğeneceğinizi tahmin ediyoruz. Zaten halihazırda 10 gün var Oscarlara, bence bir an önce izleyin. Şimdiye kadar Social Network ve King’s Speech izlemiş ve Black Swan’ı geçgeçleyerek kendi açımdan mahvetsem de ortalama bir fikir edindim. Oscar sonrası bir yazı da gelebilir haliyle. Görüşmek üzere, esen kalın efendim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s