Felidae-Geç kalmış bir hayvan hakları eleştirisi


1989 çıkışlı bir kitap Felidae. Almanya’da yaşayan Türk kökenli Akif Pirinçci’nin ikinci romanı. Francis adlı bir kedi, sahibiyle beraber yeni taşındığı bölgede görülen, acımasızca işlenen kedi cinayetlerini çözmeye çalışmaktadır. Bu yolda ona bölgenin eski ağır abileri, entellektüelleri, kabadayıları, yobazları ile seksi fıstıklar eşlik edecektir. 

Felidae’yi rafta ilk gördüğümden beri yaklaşık 10 yıl geçti ve okumayı çok istememe rağmen ancak bu sonbahar, Taksim Sahaflar Festivali’nde alabildim, ve henüz bitirdim. Hayvan hakları üstüne çok düşünen biri değilim, kedileri görünce de acayip sesler çıkartıp inlemem, kobay meselesi hakkında da “ya sana bunlar yapılıyor olsaydı!?” türünden bana son derece saçma gelen argümanlara da pabuç bırakmam. Dolayısıyla bu kitabı sadece ilginç bir dedektiflik hikayesi olacağını düşündüğüm için okumaya başladım. Gerçeği söyleyeyim, başları Francis’in kimseyi beğenmeyen kibirli halleri, Akif Pirinçci’nin sadece belli bir kitleye hitap eden kişisel müzik zevkini araya bir şekilde sokuşturması (Deep Purple isimli kedi ilk göze çarpan şey), Almanya’da yaşayıp “ben Avrupalı’yım aslında!” demeye çalışan bir Türk’ün komplekslerini gizliden gizliye hissetmek kitabı okurken gereken ivmeyi kazanmamı engelledi. Ancak hikaye ilerledikçe akmaya başlıyor, insanların bilim adına hayvanlara yaptığı işkenceyi “içerden” bir gözle anlatan ve düşündüren yazarın sayesinde basit bir dedektiflik masalından hayvan hakları bildirgesine dönüştürüyor, bunu yaparken de göze batmıyor açıkçası. Alt metin üst metin oluyor, ama bu sırada hala katil kim diye sorabiliyor okuyucu (ben). Kedilerin renkli karakterlerini, diyaloglarını, sahipleriyle olan ilişkilerini okudukça birden hikayeye uzaktan bakan insan değil, mahallenin kedisinin gözünden bakmaya başlıyorsunuz, ki bu tip bir kitapta bana kalırsa bunu sağlamak zordur. Ama burada da yazar bir yerde kolaya kaçmış ve kedilere insansı zeka verip bunu bilgisayar kullanma yetisine kadar götürmüş, ki belki de hikayeye belli bir noktadan sonra bu kadar kolay adapte olmamın sebeplerinden biri de kediler kediden çok insana benziyorlar. Kitabın sonunda bir de ek kısmı var, sözü geçen kediler ve kedilerin olaylar karşısında sergiledikleri tavırları açıklamış yazar, kullandığı yardımcı kitapların da bir listesini vermiş. 

Kitapta Francis’in rüyaları sonradan her olayı aydınlatıcı anahtarlara dönüşüyor, ama bu rüyalar hem sıkıcı olduğu, hem de Francis’in henüz görmediği ve bilmediği konuları önceden açıklamaya yönelik “zorla” sıkıştırılmış görüntüüs verdiği için bana gereksiz geldi. En son katilin ortaya çıkması ve çılgın planı da şu sıralar çok popüler olan “ters köşeye yatırma” trendinin ilk örneklerinden olsa gerek. Zaten Francis’in de dediği gibi, hikayeyi çözme süreci asıl heyecanlı olan, çözüm ise daha çok hüzünlü.

Kısacası, ben 7/10 veririm, iyi bir dedektiflik hikayesi, güzel anlatılmış bir felsefesi var ve hayvan haklarına geçen 20 senede daha fazla saygı duyulması umuduyla yazılmış, bunun yanı sıra bilimsel etik kurallarını da sorgulamakta. Bulabilirseniz okuyun, okutun.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s