All Tomorrow’s Parties


İF’te gittiğim ilk film All Tomorrow’s Parties. Filmin konusunu doğru düzgün de anlamadan, sırf Patti Smith, müzik, festival gibi seçici algımın gördüğü sözcüklere göre seçtim filmi. Müzikle alakalı filmleri seviyorum arkadaşım. Güzel oluyor.Beynine sürekli arka fonda müzik çalmasını sağlayacak çip takılmasını isteyen biri olarak, film izlerken müzik de dinlemek benim için oldukça güzel bi konsept. Burda güzel film müziği olan filmlerden bahsetmiyorum, onlar ayrı bir kategori, bahsettiğim ayrı.

Şimdi, All Tomorrow’s Parties’e gelelim. Bu bir festivalin adıymış. Ben de yeni öğrendim böyle bir festivalin varlığını. Bizdeki Barışarock gibi sponsorsuz düzenlenen bir festival. İlk olarak Belle and Sebastian grubunun önderliğinde başlıyor ve grup, kendi sevdiği grupları çağırarak bir festival düzenliyor İngilterenin Minehead adlı tatil kampında. Tatil sezonunun kapalı olduğu dönemlerde, gruplar ve festivalciler geliyor, o küçücük kamp alanını müzikle donatıyor. Film de büyükçoğunlukla festival tatilcilerinin kendi amatör kameraları ve cep telefonlarıyla yaptıkları çekimlerden derlenmiş. Festivalin kendi yağıyla kavrulma mantığına çok da uygun olmuş.

Yıllar içinde çeşitli küratörler görev alıyor ve zamanla Avustralya ve Amerikada da yapılıyor bu festival. Filmde Portishead, Mogwai, Nick Cave and the Bad Seeds ve daha nice über grubun küratörlüğünü yaptığı festivallerin görüntülerini bolca görüyoruz. Dikkat ettiğim üzere küratörlük yapan gruplar hep kendi tarzlarında grupları uygun görmüşler, orası biraz sakat bir düşünce gibi geldi ama sonuçta insanlar memnun mu, memnun. Sorun yok o halde. Bu arada festivalde bu düzenleyici grubun tek görevi diğer çalan grupları ve şarkıcıları seçmek değil. Aynı zamanda kampta her odada televizyon var ve televizyonda 24 saat yayınlanacak görüntüleri de onlar hazırlamak zorunda, ve diğer aktiviteleri de. Zor iş yani, bütün festivalin temasını belirlemek, gençliği memnun etmek, festivalin devamlılığının bir sonraki adımı olmak…

Festivalin en önemli ve en sevdiğim özelliği de -ve bana göre filmin ana konusu da buydu- bağımsız müzik. Büyük plak şirketlerinin egemenliğini yıkmaya yönelik yorumları her zaman destekdim, daha da desteklerim. Hele ki internetin müziğin satın alınma sürecine darbe vurmasına kanlı canlı şahit olurken. Tanınmak mı istiyorsun, iyiysen zaten keşfediliyorsun. Sony’e, Universal’a veya Virgin’e gidip “bana albüm yap, sana bütün şarkılarımı ve karakterimi satayım” diye yalvarmana gerek yok. Tabii ki bir plak şirketinin varlığının kötü veya şeytani olduğundan bahsetmiyorum, ama özellikle bu devirde kimsenin ruhunu satmasına gerek yok. Bağımsız plak şiretleri iyi bir grubun ihtiyacını çok rahat görüyor. Daha da sorunsuzu biraz işletme kafan varsa kendin pişir kendin ye, last.fm’de veya myspace’de kendini meşhur et.

Her ne kadar büyük plak şirketlerinin pompaladığı şarkıcıları ve şarkıları dinlesek de tek alternatif bu değil. Bu festival de film sayesinde bunu bir kez daha hatırlatıyor. Filmin sonunda Patti Smith’in konuşması ayrıca bu konuda gaza getirici: ‘Büyük plak şirketleri beceremediği için bununla uğraşıyorum.’

ATP Official
Indie rock gruplarının listesi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s