Yaz geçmiş olsa da..


Oğlan kızla tanışır. Oğlan aşık olur. Kız olmaz.

Bu altbaşlıkla verildi Summer’ın 500 Günü. Konu malumdur artık; ne de olsa ekimde Türkiye’de gösterime girmiş. Summer var, Tom var, Tom’un arkadaşları var. Summer film boyunca triplerden triplere koşuyor, Tom da aşık olmuş, arkadaşları da bunu teselli etmeye çalışıyorlar.

Önce künyeye bakalım: Zooey Deschanel’ı ben en son Otostopçunun Galaksi Rehberi’nde açık mavi eşofmanı ve dağınık at kuyruğuyla görmüştüm ve çok güzel olduğunu düşünmüştüm. Burda belki de başrolde oynamasından, belki de oldukça sinir bozucu bir karakteri canlandırmasından dolayı güzelliğine eski hayranlığımı gösteremeyeceğim. Ama hakikaten güzel kızın tripleri temalı bir filmde yapılabilecek her şeyi yapmış, mimikleri, devamlı değişen ruh hali, karşısındaki “arkadaşının” çektiği aşk acısını görmemek için onu neredeyse tamamen görmezden gelmesi… Hakkını vermiş rolün. Joseph- Gordon Lewitt ise biliyorum abartıyor da olabilirim ama yakından bakınca rahmetli Heath Ledger’a benziyor. Tabii daha tıfıl versiyonu. Ama bu çocukta iş var. Onu da ilk defa şimdi andığımız Ledger’la beraber oynadığı 10 Things I Hate About You’da görmüştük. O zamandan bu zamana, gelişmiş, yan karakterden başrole terfi etmiş. Sıradan bir görüntüsü var, her gün yolda görüp de tekrar bakmadığımız tiplerden. Ama Lewitt oyunculuğuna tekrar baktırıyor bence. Yönetmen Marc Webb’e gelecek olursak; 500 Days of Summer, kendisinin ilk uzun metrajlı filmi gibi görünüyor, genelde müzik videoları çekmiş. Aslında film de müzik videosu gibi, daha uzun belki, ama renkli, bol müzikli, 1,5 yılı 1,5 saate sığdırmış ve belki de başka bir elde son derece dağınık hale gelebilecek film, çok fazla geri dönüşler var zira, yönetmenin geçişleri sayesinde izleyiciyi de içine alan “farklı” bir kronolojiye dönüşmüş.

Müzikler ise geniş bir yelpazeden geliyor: Ian Brown’dan The Smiths’e, Carla Bruni’den Simon&Garfunkel’e, 2000lerin alternatif müzik dinleyicisini de, 80’lerden kopamayanları da tatmin edebilecek bir soundtrack var elimizde. Müzik yıllar geçtikçe daha da yalnızlaşan ve yabanileşen insan topluluklarını hala birbirine sıkıca tutturan dikişler gibi, ve 500 Days of Summer’da belki bunu da hissedebilirsiniz: Tom, şirkette kimseye yüz vermeyen Summer’ın dikkatini, sadece müzik dinleyerek çekiyor, Summer’ın arkadaşlıklarına verdiği dikkatin de “dağıldığını” bir plakçıda açıkça görüyoruz, ve tabii ki aralarındaki en büyük konuşma konusu müzik.

Senaryoya gelelim şimdi de. Senaryo, büyük sinema tanrısı IMDB’de belirtildiğine göre senaryo geçmişleri olmayan 2 arkadaştan, Scott Neustadter ve Michael H. Weber’den geliyor. Önceleri iş arkadaşı olan Neustadter ve Weber, iş çıkışlarında kendilerini güldürecek senaryolar yazarlar. Açıkçası iyi bir iş çıkartmışlar, hem komik, hem romantik, hem de dramatik bir senaryo yazmak da o kadar kolay olmasa gerek.

Genel olarak çok da ele alınmayan ama çevremizde sık sık gördüğümüz bir konuyu , “her şey çok karışık ama!” diyerek karşısındaki erkeği n hayatını karartan kız arkadaş mevzusunu farklı bir şekilde ele almasıyla öne çıkıyor 500 Days of Summer. Sadece romantik komedi olarak adlandırılmayacak bir tarzı olan filmi izlemediyseniz ya da gıcık kız arkadaşınızdan ayrıldıysanız (beyler için) ya da her şeyi olduğundan daha karmaşık hale getirerek karşınızdakini hayatından bezdirme yolundaysanız (bayanlar için) bazı dersler de çıkararak izlemenizi öneririm.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s